[Şevket Süreyya Aydemir, İnkılâbın İdeolojisi / Mayıs 1932]
Bir filozof, muasır cemiyetin yüksek teknikli1 insanını, eski devrin, yer altından bir takım cin tayifelerini davet edipte, sonra bu cinlerle başa çıkamayan cincisine benzetir. Ve “kendi çağırdığı, fakat sonra bir türlü başa çıkamadığı cinler, tılısımını kaybetmiş cinciyi bir gün nasıl boğarsa, korkulur ki, insanın yarattığı, fakat sonra bir türlü nizam altına alamadığı bu yüksek teknik te, bu nizamsız inkişafı ile, bir gün muasır cemiyetin başını öylece yiyecektir.” der.
Filhakika muasır cemiyette teknik, alabildiğine terakki ediyor. Fakat şu da var ki, onun her terakki adımı, cemiyet içinde bir başka tezada meydan vermektedir. İstihsal nispetsizlikleri, buhranlar, işsiz orduları, içtimaî harpler, hulâsa, cemiyeti her gün biraz daha artan bir şiddetle, akibeti meçhul katastroflara mahkûm kılan cemiyet sarsıntıları, cemiyette tekniğin, bu alabildiğine fakat başı boş inkişafının neticelerinden başka bir şey değildir.
İşte şimdi bunun içindir ki, harp sonrası devrinin bütün inkılâplarının ve hareketlerinin en evvel göze çarpan ciheti, her şeyden evvel, cemiyet içindeki tezatların ve bu tezatları doğuran muharrik kuvvetlerin (bilbassa teknik üstündeki münasebetlerin) bir nizam, yani planlı bir mürakaba altına alınabilmesidir.
Bunun içindir ki, şimdi Avrupada herkes “tezatları tasfiyesi” ve “PLAN” namına konuşuyor.2 Bu sebepledir ki, PLAN, şimdi Avrupanın fetişleştirilmiş remzidir.
***
Plan nedir?
Plan, bir direktif (yani cemiyetin gidişine hariçten ve şeraite rağmen bir müdahale ediş) midir, yoksa bir önceden görüş (yani cemiyet kuvvetlerinin inkişaf merhalelerinin evvelden müşahede ve tespiti) midir?
Bu bir davâdır ki, “planlı bir cemiyet nizami”nı, bizzat bir ihtilâl içinde tahakkuk ettirmek tecrübesine girişen bugünkü Rusyada fikir münakaşalarının en baş mevzuunu teşkil eder.
Bu dava bir bakışta basit gibi görünür. Filvaki sade klasik mantık kaidelerine göre değil, hattâ en son, en materyalist bir determinizim için bile yukarıdaki manasile direktif, yani hariçten ve şeraite rağmen cemiyetin gidişine müdahale ediş, gayri kabili idraktir, denilebilir. Bir bakışta böyle bir müdahale, bizzat cemiyetin “kanun”larile taaruz eder gibi görünür. Kanun, hâdiseyi veren ve neticeyi yaratan sebeplerin, şartların ve unsurların biribirine öyle bir zincirlenmesidir ki, bu şartlara ve sebeplere onların zıddına bir müdahale ediş, bize bizzat cemiyette “kanuniyet”lerin nefy ve inkâr edilişi hissini vermektedir. Fakat bu kaideler, bu mefhumlar, determinizimin, hattâ tarihî materyalizmin o bütün fetişleştirilmiş kategorileri, şimdi, kendi istihraç edildikleri cemiyetten gayri bir cemiyet nizamını mütaleaya tatbik olundukları zaman acaba ne dereceye kadar doğrudurlar?
Alıştığımız cemiyet hâdiselerini müşahede ederken bütün tefekkür seyrimizde hükümlerimize rehber olan ve bizi tatmin eden kaideler, yeni hayat mefhumları karşısında, sakın birer mugalâta kalmasın?
Mevzua devam edelim:
Filvaki meselâ harp sonu edebiyatına “Plan” mefhumunu veren yeni Rusyada da bazı âlimler, planlı bir inkişaf seyri takip eden yeni Rus cemiyetinin de, kendine has bir “kuvvetler muvazenesi” ve bu itibarla bir (spesifik kanuniyeti) bulunduğunu, binaenaleyh “plan” denilen şeyin, her şeyden evvel bu kuvvetler muvazenesinin, Rus cemiyetinin spesifik kanuniyetine göre “tespit”i demek olduğunu iddia ederler. Bunlara göre bu kuvveler muvazenesi, meselâ muhtelif iktisat branşları, bilhassa toprak istihsalâtile sanayi mamulâtı hacmi arasında mevcudiyeti zaruri olan ve gayet ince hesaplarla tesbiti kabil bulunan “Nisbet” muhafaza edilmez ve bir branşın inkişafı, diğer branşın inkişafiyle mütenasip kılınmazsa, kendine hâs bir takım buhranların Sovyet bünyesini de sarsacağını iddia ederler. Meselâ onlara göre Avrupada bir takım iktisat buhranları olduğu ve bunlar bir “istihsat fazlalığından” neş’et ettiği gibi, Rusyada da bir takım iktisat buhranları olacak ve bunlar da “istihsat kifayetsizliğinden” doğacaktır. Çünkü muhtelif branşlar arasındaki istihsal hacmi nisbeti tam hesap olunamazsa ve daima nazarı dikkatte tutulmazsa, fazla inkişaf ettirilmiş istihsat branşları karşısında, geri kalmış şubelerin istihsal hacmi daima kifayetsiz kalacak ve bu (nisbetsizlik) biri diğerine tabi olan ve biri diğerini besliyen bütün istihsal şubelerinin umumî sarsıntısını yani (planlı cemiyette buhran)ı zarurî kılacaktır.
Plan mefhumunu, bir muvazene, bir nisbet ve nisbetlerin “önceden görülüşü” diye anlayan nazariyecilere göre, hali hazırda Rus sosyalist iktisadiyatında asıl olan bu “ademi kifayet“dir. Binaenaleyh onlarca plân, bir direktif (yani şaraite rağmen empoze ediş) değil; bir (önceden görüş) yani kuvvetler muvazenesinde nisbetlerin ve muvazeneli inkişaf merhalelerinin evvelden tesbit olunuşu ve bu suretle de bir zaruretlere tabi oluştur.
Bir bakışta tam deterministçe ve binaenaleyh, diyalektik materyalizmin bütün şartlarına uygun görünen bu telâkki tarzı, Rus iktisadiyatının hali hazırda hâkim olan rehberleri ve nazariyecileri tarafından mahkûm kılınmakta ve iktısadî plan işlerinin sevk ve idare cihazlarından bu nisbet ve muvazene taraftarları uzaklaştırılmaktadır.
Bu son nazariyecilere göre plan, hayatın gidişine ve iktisadî şartlara, hâdisatın rağmına bir müdahale ediş, binaenaleyh, bir “direktif”tir. Bu direktif unsurlarını, istihsal branşlarının inkişaf nispetleri biribirine uygun ahenkli tekâmülünden değil, inkılâp hayatının bu nisbetler ve şartlarla hiç te mukayyet olmayan ve bu muvazeneler haricinde vücut bulan icaplarından ve zaruretlerinden alır.
Bu itibarla, iktisat hayatının muvazeneli akışı planı değil, inkılâbın icapları ve zaruretleri iktısat branşlarının inkişaf derecelerini tayin eder.
Rus Sosyalist cemiyetinin bugünkü keyfiyeti düşünülünce, her iki noktai nazarın kendi bakımından doğruluğunu müşahede etmemek kabil değildir. Aşikârdır ki, yeni Rus cemiyeti, eski cemiyetin şartlarından uzaklaştıkça ve eski cemiyetin unsurlarından bünyesini kurtardıkça, orada insanın, cemiyetin kör kuvvetlerine karşı olan tabiiyeti gittikçe azalacaktır. Fakat bu eski şartların ve unsurların yaşayabildiği müddetçe ve yaşayabildiği nispette, plan mefhumunun, cemiyetin seyrine tam ve kaydü-şartlarla fazla mukayyet olmadan bir müdahale ediş şeklinde alınamayacağı da tabiidir.
İnsan, cemiyetin seyrine ve kanunlarına tehakkümünü, cemiyet kanunlarının idraki nispetinde temin edebilir.
Mamafih biz “planı” ister bir direktif, ister inkişaf merhalelerinin bir takım şartlar ve muvazeneler içinde önceden tesbiti diye alalım, ve planlı bir cemiyet nizamını, ister Rusyada olduğu gibi bir ihtilâl mevzuu, ister Avrupada düşünüldüğü gibi muslihane bir Renesans, ister bizim gibi memleketler için aslolan tanzim olunmuş bir millî iş birliği şeklinde anlayalım, muhakkak olan şudur ki, plan mefhumu artık devrin en karakteristik mefhumudur ve yarının cemiyet nizamı, -sosiyal mahiyeti ne olursa olsun- ancak planlı bir cemiyet nizamı olabilir.
***
Almanyada Werner Sombart, hem kapitalist, hem sosyalist âleminde otorite olarak tanınmış yegâne iktisatçıdır denilebilir. Sombartın son eseri “plan” mefhumunun mütaleasına tahsis edilmiştir.
Plan, bir millî iktisat mevzuu mu, yoksa bir sosiyalist (yahut beynelmilel) iktisat mevzuu mudur? Bizce Sombart’ın yeni tezinin orijinalitesi, bilhassa bu davanın, tam olarak ortaya konuluşundadır.
Klassik Marksizme göre plan, büyük istihsal vasıtaları üstündeki mülkiyet münasebetlerinin bir ihtilal ile tasfiyesi tarikile, istihsal anarşisinin ve bütün iktisat sirkülasyonlarının tanzimi demektir. Bu telâkkiye göre planlı iktisat, ancak bir “Dünya iktisadiyatı” olabilir.
Sombart’a göre ise plan, bir millî iktisat mevzuudur. Ve yeni manasiyle millet iktisadiyatı, ancak bir planlı iktisadiyat ve planlı iktisadiyat ta ancak bir millet iktisadiyatı olabilir. Filvaki Sombart bu planlı millet iktisadiyatına, istihsal vasıtaları müterakki, binaenaleyh sınıf ve mülkiyet tezatları keskin garp memleketlerinde ne tarik ile yarılacağını işlemiş değildir. Bu bahiste Sombart ta, diğer bütün münevver plancılar gibi adeta 1848-den evvelki utopist sosiyalistleri hatırlatan saf bir emniyet içindedir. Plansız Avrupayı, planlı Avrupaya bağlayacak köprünün, geçen asrın utopistleri gibi Sombart ta, kendi kendine kurulmakta olduğunu zanneder.
Fakat bu noktayı bir tarafa bırakınca Sombartın bu tezi, cihanın yeni nizamını, hem siyaseten, hem iktisaden cüzütam, hür ve müstakil milletlerin müsavi kayıtlar ve şartlar dahilinde karşılaşması şeklinde izah eden telâkki tarzımıza tamamile uygundur.3
Sombart’in tezinde diğer bir nokta da şudur:
Planlı iktısat nizamı, ancak bir millet iktısadı nizamıdır. Fakat bu nizam, millet içindeki bütün iktisat unsurlarını ve bütün iktisat faaliyetterini tamamile içine almaz. Milli iktisat sistemi içinde tanziminden, bir faide memul olmayan küçük sanayiin, perakende ziraî teşebbüslerin, dağınık esnafın ve el sayıcısının, hattâ mevcudiyeti millî iktisadiyatın gidişile taaruz etmiyen, diğer daha geniş ticaret ve sanayi teşebbüslerinin, millî iktisat planı içine alınmasını hattâ manasa bulur. Bu itibarla planlı bir iktisat rejiminde, plan dahiline alınmış büyük istihsal ve mübadele branşlarının yanında serbest köylü ticaret ve san’at erbabı da serbestçe mevcudiyetini koruyabilir.
Sombart’i bu telâkkiye götüren objektif zaruretleri duymamak ve takdir etmemek kabil değildir. Filhakika, meselâ Türkiyenin içinde bulunduğu millî kurtuluş hareketi noktai nazarından plan ancak memleketin başlıca iktisat mıntakalarında faaliyette bulunan ve millî iktisadiyatın mukadderatına hâkim olup onun vasfını ve mahiyetini tayin eden başlıca iktisat branşlarının tanzimi veya kurtuluşu şeklinde ifade edilebilir.
***
Tekniği alabildiğine terakki etmiş ve binaenaleyh tezatları keskinleşmiş bir garp cemiyetinde ve bugünkü hudut dahilinde cemiyetin bir mürakabe şekil, ya ihtilal (Rusyada olduğu gibi) ya bir idarî müdahale (İtalyada olduğu gibi) süper emperyalizim (yani malî sermayenin devletle müşterek cezrî kontrolu Almanyada ve kısmen Amerikada olduğu gibi) tamamen veya kısmen temin edilmektedir.
Bu temin şekilleri arasındaki içtimaî mahiyet farkı ne olursa olsun, o cemiyetlerin kendi bünyelerinden gelen bir reaksiyon yahut o memlaketlerde inkişaf eden teknikle, bu tekniğe tahakküm tarzı arasındaki içtimaî uygunsuzluğun birer neticesidir. Plan mefhumunu ve planlı bir cemiyet nizamını, sadece plansız bir cemiyet şeklinin, yahut müterakki istihsal vasıtaları üstündeki anarşik istihsal münasebetlerinin bir reaksiyonu olarak alırsak, bu mefhum ve nizam ile, bugünkü Türk cemiyetinin davaları arasında bir münasebet bulamıyacağımız aşikârdır.
Çünkü Avrupada modern tekniğin daha ilk inkişaf hamlelerinde, kendi millî sanayiinden mahrum kılınan ve Avrupada modern tekniğin daha ilk inkişaf anından itibaren, mahkûm kılındığı yarı müstemleke şartları içersinde, geri, iktisaden tâbi ve passif bir iptidaî memleket hayatı geçirmiş olan Türkiyede, ne büyük istihsal vasıtaları üstünde -başka memleketlerde doğan- keskin sınıf tezatlarını, geniş iktisadî menfaat mücadelelerini, hulâsa plansız bir cemiyet nizamının planlı bir cemiyet şekline istihalesini zarurî kılan büyük istihsal anarşini görürüz.
Fakat şu da var ki, tekniğin terakkisi neticesinde teknik, yani istihsal vasıtalarile; tekniğe plansız tahakküm tarzı, yani bugünkü istihsal usulleri arasında meydan alan uygunsuzluk, yalnız büyük sanayi memleketlerindeki tezatların, sınıf cidallerinin, buhranların, katastrofların sebebi olmakla kalmamıştır. Bu uygunsuzluk ayni zamanda, hattâ iki asırdanberi Türkiyeyi geri ve iptidaî bir yarı müstemleke rejimine mahkûm kılan ve cihanı iktisaden tabî ve metbu memleketler diye iki ayrı karargâha ayıran müstemlekecilik antagonizminin de anasıdır.
Yüksek tekniğin ve büyük iktisat faaliyetlerinin her tarafta cemiyetin planlı murakabası altına alınışı, şimdi Türkiye ve Türkiyeye benzer memleketlerde cereyah eden milli kurtuluş hareketlerinin objektif mahiyet ve inkişaf istikametlerine iki sebeple tevafuk eder.
1- Milletler arasındaki iktisadî tabiiyet ve metbuiyet tezadının tasfiyesi.
2- Millet içinde tezatların ve iktisadî menfaat mücadelelerinin doğamaması.
Milletler arasında mevcut olan ve bizi tarihimizin son asırlarında o kadar bedbaht kılan iktisadî tabiiyet ve metbuiyet tezadının müstemlekecilik antagonizminin tasfiyesi ve bu suretle, tekniğin irrasiyonel inkişafından doğan pazar ve müstemleke cereyanlarının kalkabilmesi için her tarafta tekniğin planlı bir mürakabe altına alınması, millî kurtuluş hareketlerinin inkişaf ve selameti için şarttır.
Millet içinde bir takım iktisat tezatlarının ve iktisadî menfaat mücadelerinin doğmasına meydan vermemek noktasına gelince milletin ahenk ve insicamı üstünde menfî rol oynayan ve binnetice millet bünyesini -bugünkü büyük sanayi memleketlerinde görüldüğü gibi- keskin sınıf mücadelelerine, buhranlara, katastroflara ve nihayet millî bünyesinin inhilâline mahkûm kılan tezatlar ve iktisat mücadeleleri, oralarda büyük tekniğin ve büyük iktisat faaliyetlerinin başı boş inkişafının birer zarurî neticesidirler.
Halbuki şimdi millî kurtuluş hareketlerinin cereyan ettiği bütün memleketlerde ve bilhassa bu hareketlerin en ileri mümessili olan Türkiyede ne büyük istihsal tekniği, ne bu tekniğe müstenit büyük para ve mülkiyet faaliyetleri esasen inkişaf etmiş değildir ve bunların on dokuzuncu asır Avrupasında olduğu gibi, fertlerin serbest mücadelesi, ve liberal bir millî sermaye terakümü ile inkişafı için zarurî olan şartların, iptidaî terakümlerin, müstemlekelerin, serbest pazarların hiçbiri yoktur. Binaenaleyh, bizde yüksek teknik ancak milletin, yani milletin ileri menfaatleri namına cemiyeti tanzim ve sevku idare eden millî, müstakil ve planlı bir iktisat devletçiliğinin müdahle ve mürakabesi altında doğar ve inkişaf edebilir.
Türkiyede devlet; on dokuzuncu asır Avrupası için tamamen meçhul olan ve o asrın şartlarile hakikaten kabili telif olmayan “Tesahup ve İdare edici bir İktısat faktörü” halinde yeni Türk cemiyetinin seyrini istikametlendirecektir.
Büyük teknik, büyük mülkiyet, büyük iktisat sirkülasiyonları, bizzarure bu yeni cemiyet faktörünün elinde toplanacak, Millî iktisat nizamının menfaatlerile taaruz etmeyen ve cemiyet içinde hâkim tezatlara meydan vermeyen iktisadî teşebbüsler, bu hâkim faktörün gölgesi altında serbestçe yaşayabilecektir. Bu itibarla tekniğin müterakki bulunduğu memleketlerde, bazen bir ihtilâli, bazen katastroflarla müterafik bir bünye istihalesini ifade eden planlı cemiyet mefhumu, bir millî kurtuluş hareketi yaşayan Türk cemiyetinde tezatsız ve mücadelesiz bir cemiyet doğuşunun, mes’ut bir kurtuluşun ifadesidir.
Ne tezadın, ne reaksiyonun, ne millet bünyesinde bir inhilâlin ifadesi olmayan, siyaseten müstakil ve iktisaden cüzütam, tezatsız ve reaksiyonsuz bir yeni millet tipinde tam manasını alacak olan yeni bir nizamı âlem, ilk defa Türk Millî Kurtuluş hareketinde kemalini bulacaktır.
***
Bir yabanî ottan ilk defa bir altın başak yapan, ilk hayvanı ehlileştiren, kara yerin bağrından ilk parça cevheri alıp ilk madeni eriten insanların çocukları şimdi yeni bir medeniyet misyonunun önünde yürüyorlar.
Hem müstakil, hem tezatsız milleti, bütün fonksiyonları nizam altına alınmış, bütün mekanizması idrak edilmiş, hem kendi cemiyeti içindeki kanuniyetleri, hem üstünde yaşadığı tabiatin bütün kör ve asi kuvvetlerini tahakkümü altına almış, fakat bütün millî bünyesi ve millî hususiyetleri masun yeni bir millet tipini cihana ilk defa Türk milleti veriyor.
Türk milletinin bu yeni misyonunu duyuyoruz ve milletimizin bu taliile mağruruz.
1) Yüksek teknik, müterakki istihsal vasıtaları ve makinalar manasında kullanılmıştır.
2) Avrupada, bilhassa Fransa ve Almanyada bir kısım münevverler, bu günkü Avrupa cemiyetinde tekniğin, yeniden ve ihtilâlsizce planlı bir tanzime tabi tutulabileceği kanaatındadırlar. Bu kanaatı neşreden mecmua ve kitaplar mühim bir yekûn tutmaktadır. Bu münevver plan taraftarlarının arasıra kongreleri toplanır. Gerek neşriyat gerek müzakerelerinde, demokrasi kaidelerinin eskimiş ve ihtiyaca gayri kâfi olduğunu ve Roma hukukundan hukuku beşer beyannamesine kadar bütün hukuk ve siyaset kaidelerinin iflâs ettiğini iddia eden bu plancılar, kendi aralarında muhtelif zümrelere ayrılmışlardır. Daha ziyade münakkit vaziyetinde kalan ve daha hissî mebdelerden hareket bu cereyanın, bugünkü Avrupa cemiyetindeki derin bir ıstırabı ifade etmekle beraber, o cemiyetin maddî bünyesinden gelen ve ona uygun olan reel bir kütle hareketini temsil etmediği de aşikârdır.
3) Bu bahisler basılmakta olan “İnkilap ve Kadro”da izah edilmiştir.