[Burhan Asaf Belge, Kronikler / Mayıs 1932]
Radyodaki parazitler kadar kötü bir tesir yapan “Konferans” kelimesine bir kere daha tesadüf ediyoruz. Niçin bir kere daha olsun? Adım başında ayağımıza, yerinden oynamış kaldırım taşı gibi dolanan; iki cuma arasında bazan bir, bazan iki kere ve hep ayni kurbağa haykırışmalarile kulağımıza gelip bize gene bir batağın yanından geçmekte olduğumuzu hatırlatan hep bu “konferans” kelimesi değil midir?
Bu seferki konfrans, Ottawa ismini taşıyor. Fakat bir ismi de “İmparatorluk konferansı”dır. Britanya, buhranın azgın fırtınasında rahneler almış olan heybetli teknesini kendi kızaklarında değil, Kanada’nın hükûmet merkezi olan Ottawa’da tamir etmek istiyor. Britanya ananın bütün evlâtlarına bir cemilesi. Fakat bir taraftan da Britanya ananın en sevgili yavrusuna bir cemilesi. Kanada’ya. Gerçi Hindistan gibi milyonlar sayan bir çocuğu daha vardır. Fakat bu, onun öz yavrusu değil, bir beslemesidir. Ahretliği. (yoksa, dünyalığı mı!?) Onu, ötedenberi horca kullanmıştır. Fakat Kanada, Britanya’nın nazlı, hem de yetişmiş bir kızıdır. Sam Amıca gibi tehlikeli bir hovarda ile kapıkomşu olması, kızcağız için bariz bir tehlikedir.
Hudutsuz ormanları, ileri buğdaycılığı dericiliği gıdamaddeciliği ile imparatorluğun değerli bir mensubu olan Kanada, cihan harbindenberi, anavatandan ziyade Amerika birleşik hükûmetlerile münasebettedir. Fiatlarile, Londraya değil New-York’a bağlıdır. Münasebetler okadar ilerlemiştir ki, günün birinde, aradaki hududun tebehhur edivermesinden korkulur. İşte Britanyanın imparatorluk işlerini Ottawa’da görüşmek istemesinin bir sebebi de budur.
Ottawa konferansının şamil mevzuu imparatorluğun autarchie’ye yani “kendi kedine yetmek” politikasına sığınmasıdır. Britanya ve onun iki temel direği olan sanayi ile City, şimdiye kadar, daha ziyade cihan ile olan münasebetleri tercih ederlerdi. Britanya, bütün cihan iktisadiyatının nazımı idi. Cihan harbinden sonra bu rolünü ifa edemez oldu. İfa etti ise de, hep zarar gördü. Sanayii geri kaldı, para plasmanları tehlikeye girdi ve nihayet “İsterling” ismindeki yıkılmaz kale, yıkıldı. Şimdi Britanya, bütün yavrularını yanına alarak, şamata ve şantaj panayırına dönen cihandan ayrılmak, kendi manastırının sükûnetine sığınmak istiyor. Cihanla olan münasebetlerini gene muhafaza edecek, fakat başta evvelâ imparatorluk iktisadiyatının tarsini, ondan sonra cihan işlerinden istifade parolası gelecek.
Londra’daki cereyanlara bakılırsa, Britanya, bütün müstemleke ve yarı müstemlekelerini sanayi ile teçhiz etmeğe bile hazırdır. Sanayi monopolünden vazgeçecektir. Yarı müstemleke ve müstemlekeleri hammaddeci ve ziraatçi memleketler kalmak zilletinden affedecektir. Onları azat edecektir. Onların da sanayi memleketleri olmalarınla müsaade eyleyecektir. Yani; Avrupadaki adada tekâsüf etmiş olan sanayii, bütün imparatorluğa dağıtacaktır. Bir şartla: Sermaye merkezi Londra’da kalacak, City; eski imparatorluğun olduğu gibi, yeni imparatorluğun da kalpgâhı kalacaktır. Bütün imparatorluk, ayni parayı “Sterling Standard”ı kullanacaktır. Ve bu para bir “dümenli para” (monnaiee dirigee) olacaktır. Düşse de kalksa da, bütün imparatorluk, beraber düşecek beraber kalkacaktır. Bittabi imparatorlukla mukadderat iştiraki olan (İskandinavya memleketleri v.s.) memleketler de imparatorluk vahdetine girmekte kendi menfeatlerini bulacaklardır.
İşte bütün bu düşünceler Ottawa’da görüşülecek.
Konferansın mesaisini, Kadro, yakından takip edecektir.
Şimdilik şunu tespit edebiliriz ki, cihanın en eski emperyalisti, sanayi monopolunden vazgeçmek iztırarını bugün bilfiil itiraf ediyor. Yani müstemleke veya müstemlekeler, istiklâllerine doğru bir adım daha ilerlemiş bulunuyorlar. Artık sanayi kanalından istismarlarına imkân görülmemektedir. Artık istismar merkezzi, ric’at halindedir ve bir mühim siperi teslim etmeğe amadedir. Bu siper, “sanayi siperi”dir. Teslim edeceği ikinci siper, “para siperi” olacaktır.
İstismarın elinden, siperleri birer birer istirdat eden milletler olduğu gibi, bir arada olarak ve birden istirdat edenler de vardır. Türkiye, bu sonuncular arasındadır. Hem millî sanayiini, hem millî sermayesini benimsemek azmindedir.
Ne gariptir ki, “millî kurtuluş” inkılâbımızın esas şiarlarına, Britanya gibi memleketler bile müeyyedeler yetişitirmektedir.
Ve Kadro için mutludur ki, bütün bunları, önceden görmüş ve önceden haber vermiştir.