[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Temmuz 1932]

Bizdeki «Garpçılık softaları»nın «buharii şerif»i Temps gazetesinde Lucien Romier, makina medeniyeti hakkında şu sözleri sarfediyor: «Maliye ve iktısat hâdisilerinin sevk ve idaresinde hatalar işlemek hususunda en ziyade israr gösteren memleketler, teknik sahasındaki icat ve muvaffakıyetlerin insan karihasını en ziyade heyecan ve taşkınlığa sürüklediği memleketler: Amerika ve Almanya olmuştur. Refahın devamlı şartlarına karşı gösterilecek ihtiyat ve basireti en ziyade ihmal edenler, Amerika ve Almanya yani gerek makina medeniyetinin, ve gerekse rasyonelleştirmenin, standartaştırmanın ve taylorculuğun inkişafında en büyük hisse sahibi olan memleketler olmuştur.»

Lucien Romier kimdir ve kimin namına konuşuyor? Kim olduğu, onu, kıymet bakımından tasnif etmek istiyenleri alâkadar eder. Namına konuşmakta olduğu şeyi tesbit etmek, bizce Lucien Romier’nin de hakikî tarifini yapmak demektir. Bu zat, Temps gazetesinde dile geliyor. Temps’in Fransası namına konuşuyor. Temps, Fransız sermayesile Fransız ağır sanayiinin organıdır. Yani Fransız tekniğinin ve bu teknik için kabul edilecek ilerilik (yahut gerilik) seviyesinin nâzımı olan bir sanayiin organıdır. İşte bu gazetede bir imza, tekniğin beynelmilel inkişaf ve terakkisi bakımından, Amerika ve Almanyayı, yani tekniği en ileri götürmüş olan memleketleri, tekniği daha büyük bir inkişaf ve terakkiye mazhar kıldıklarından dolayı, cihan ıztıraplarının mes’ulu ilân ediyor.

Böyle bir mantığın gülünç olması, mantıkî olmasına mâni değildir. Hakikaten insanlar, başka insanların daha ileri gitmelerini çekemezler ve zaman olur ki, kendilerini geride bırakacak olan böyle bir hareketi, her çareye baş vurarak, durdurmak isterler. İstanbula, ilk matbaa geldiği zaman, bütün hattatların kıyam etmeleri ve makina medeniyetinin çocukluk çağında, bazı garp memleketlerinde, çulhaların kalkıp makinaları parçalamak istemeleri, el altında misallerdir. Şu var ki, itin uluması ve kervanın buna rağmen yürümesi gibi, her hangi bir şekildeki irticaın her hangi mukabil ilerilik hamlesini durdurduğu da görülememiştir.

Bunun gibi, ileri bir Alman ve Amerikan tekniğini, Fransız tekniğinin menfatlerini temsil eden bir gazetenin cihan buhranının mes’ulü ilân etmeğe kalkışması, hiç te şaşılacak bir hâdise değildir.

***

Fakat biz geri, ve bu yüzden, hem Alman hem de Amerikan tekniğine karşı daima mağlûp olmağa mahkûm, Fransız tekniğinin bu şirret ve muğalatacı avukatını bir tarafa bırakarak, davayı «Makina medeniyeti» namına kendimiz ele alalım.

«Makina medeniyeti», istihlâf etmiş olduğu medeniyet gibi kazanç esası üzerine kurulmuş bir medeniyettir. Makina’nın zuhuruna kadar kazanç, kol ve beygir kuvvetinin hududu ile mukayyetti. Ve ilk makinanın kuvveti bir kaç beygir kuvvetini geçmiyordu. Bu itibarla, Fransız ihtilâli, «insan hakları»nı kaleme alırken, nisbî ve kâfi bir müsavatı insanlar arasında tesis eylediğine kanidi. Fakat, bidayette bir kaç beygir kuvvetini geçmiyen makina bugün 200,000 – 800,000 beygir kuvvetlik kudret istasyonlarına istihale etmiştir. Makina, bir kaç beygir kuvvetini muhafaza ettiği müddetçe, hatta mahallî olmak vasfını bile aşamadı. Fakat kudretini arttırdıkça, bir memleketin iktısadiyat ve içtimaiyatını ve daha sonraları da dünyanın iktısadiyat ve içtimaiyatını vasıflandırmağa ve kendi hükmü altına almağa başladı.

Bir taraftan kazanç esası ve bir taraftan makinanın kazancı daima ve görülmemiş nisbetler dahilinde arttırmak vasfı, makina etrafında, gayet tabiî olarak bir «inhisar tertibatı» doğurdu. Makina, memleket zaviyesinden bakınca sermaye ve sermayedarın inhisarına, cihan zaviyesinden bakıncada sermayeci millet yahut sermayesi milletlerin inhisarına geçti. Bu yüzden, sermayeci milletlerin bünyelerinde sınıflar, insanlığın bünyesinde de metropoller ve pazarlar yani istismarcı ve istismar edilen milletler doğdu. Bu iki tezat, bugünkü «Makina medeniyeti»nin iki bariz hastalığıdır.

***

Müstemlekecilik olmasaydı, dünya, yarım asır gibi kısa bir müddet zarfında bir mukadderat iştirakine doğru gidemezdi. Kazanç fikrinin bir taraftan fertleri ve bir taraftan da milletleri bir nevi faaliyet cezbesine ilka etmesi, bir kısım insanlığın sefilleşmesi bahasına bir kısım insanlığı daima daha fazla bir refaha sürükledi ve bunun temini için de bir çok kanların dökülmesine sebep oldu ve nihayet cihan harbını ve cihan buhranını doğurdu. Fakat «Cihan harbı» ve «Cihan buhranı» gibi mefhumların vücut bulmasından da anlaşılacağı üzere, ileri bir tekniği, yani tabiata tahakküm için ileri bir vasıtayı insanlığa mal eylemekle, ortaya, cihan mikyasında bir nizam çıkardı. Bunu ancak «Makina» yapabilirdi. Bunun içindir ki, muasır medeniyetin itibarî isimlerinden biri de (machinizme) «Makina medeniyeti»dir. Ve bunun içindir ki, bu medeniyeti ıztıraplı ve sarsıntıda görenler, kusuru, «Makine»ye atfeylemekte ve en ileri garp memleketlerinde bile bir nevi Gandi’ciliğe meyil eylemektedirler.

Kusur halbuki, «Makina»da değil, büsbütün başka bir taraftadır.

***

Makina sayesinde meydana gelmiş olan bu nizamda, cihan mikyasında aksülamellerin görülmesine mukabil keza cihan mikyasında olarak, teknikte vahdet, tekniğe tasarrufta vahdet, içtimaî ve ahlâkî mevzuatta vahdet, hülâsa ahenkli ve muavezeneli bir rejimin esaslı şarfları yoktur. Cihanın bir noktası 1932 damgasını bir diğer noktası ise, 1600 hattâ 1200 damgasını taşır. Amerikada finans kapitalizmi gibi sermayedarlık rejiminin en yüksek kademesine varılmış iken Asya ortalarında ve eteklerinde bir çok cemaatlar, henüz feodal şartlardan çıkamamışlardır. Bu melez ve acaip bünyeli cihanın halbuki her noktasında telgraf ve radyo vardır. Ticaret, İsveçte yapılan bir kibrit kutusunu olsun Çat gölünün kenarına, yahut bucaksız görünen steplerdeki çadırlara kadar götürmüştür. Belli bir şey ki, «Makina medeniyeti» dediğimiz şey, bütün ilerliğine rağmen cihan mikyasında bir şümulü içinde cihan mikyasında bir tecanüssüzlüğün ifadesidir. Kötü dikildiği için iğri biten bir ağaç gibi, muasır medeniyet, hatalı işin bütün alâmetlerini taşımaktadır.

***

Bunun sebebi nedir?

Bunun sebebi, yukarıda söylediğimiz gibi, «Makina»nın evvelâ fertler arasında, sonra da milletler arasında bir nevi inhisar altına alınmasıdır. Yani tekniğin, şu cihana şamil kaideler koymak istidadı şüphesiz bulunan muazzam hâdisenin cihan içinde bir taraftan başı boş inkişafı ve bir taraftan da kötü ve haksız tevezzüüdür.

Bu başı boş inkişaf ve bu kötü ve haksız tevezzü on dokuzuncu asrın yarısından itibaren devam edip durmuştur. Bunu sevk ve teşvik eden şey, kazanç mefhumunun bir ihtiras halini alması olmuştur. O kadar ki, 1914’deki umum istihsal vasitaları 1914 insanlığı için kat’iyen kâfi gelmezken bu vasıtaları ellerinde bulunduran milletler, istismar ihtiraslarına dar gelmeğe başlıyan cihanı paylaşmağa kalkışmışlar ve bu yüzden, «Cihan harbı» faciasını meydana getirmişlerdir. Ve 1929’da da, 1914’e nazaran, cihanda çok daha mühim mikyasta bir istihsal vesaiti cihazı mevcut iken ve bu cihaz dahi kat’iyen bu tarihteki insanlığa kâfi gelmezken, «Cihan buhranı» bir fazla istihsalden doğmuştur. Bir tarafta milyonlarca çıplak ve aç dolaşırken, bir tarafta fazla istihsalden şikâyet etmek, ancak sermayedarlık rejimi gibi mes’ul ve günahkar bir rejimin ağzından beklenebilirdi.

***

Muasır medeniyet hiç te zannedildiği gibi, garb sayinin bir mahsulü değildir. Bu medeniyet, başladığı günden itibaren, cihandaki bütün milletlerin alın terlerile hem de çalınmış alın terlerile kurulmuştur.

Kazanç fikrini bir ihtiras bandırası haline getirip başka milletlerin fazla kıymetlerini kendi topraklarına akıtarak kendi amelelerini bile berideki en yüksek tabakanın insanlarından müreffeh bir hayata alıştıranlar düşünmeli idiler ki, her derebeylik gibi, sermaye derebeyliğinin de bir sonu gelmesi lâzımdır.

İşte bugünkü vaziyet budur. Nasıl günün birinde, kulları nazarında kendini her itibarla mukaddes farzeden derebey, kendinin artık ancak âmmenin nefretini celbeylediğini anladı ise, sermaye derebeyliği de, birer «mukaddes» diye ezberlettiği şeylerin türlü tecavüz ve istihfaflara maruz kaldıklarını görmektedir: kimse koymuş olduğu kaidelere kulak asmamaktadır, serbest pazar bir serap olmuştur, «Açık kapı» Çinde bile tehlikeye girmiştir; kontejan, takas, millî gümrük, millî sanayi, millî iktisat gibi mefhumlar, birer barikat gibi cihanda bir bünye istihalesine doğru takallüplerin başladığını işaretlemektedir.

Ve, kazanç ve kazanççılık fikri, bütün müessese ve mümessillerile beraber «Mimli» ilân edilmiştir. Bütün memleketlere bakınız: Âmme menfaati namına, tüccar kontrol altındadır, sermaye kontrol altındadır, emtea mübadelesi kontrol altındadır.

***

Besbelli birşey ki, ihtiras haline gelmiş kazanç fikri, eski derebeylerinin zulmü ve eski hükümdarların istipdadı gibi «menfur» ilân edilmiştir.

Bütün on dokuzuncu asır zarfında, «Makina medeniyeti»nin nüfuzunu bütün dünyaya yayan muharrik, «Kazanç fikri» olmuştu. Bugün halbuki ayni «Kazanç fikri» ayni medeniyetin, bizzat kendisinin yayılmasına bir engel teşkil etmektedir. Ve bugün bütün dünya, «inhisar altında bulunan makina medeniyeti»nin nüfuzundan muztarip olduğu için ve artık o nüfuzu değil medeniyetin kendisini istediği için «Kazanççılığı» irticaa ve umumî ıstıraba götüren bir muharrik olarak tesbit eylemektedir.

***

Millî kurtuluş hareketini yapan Türkiyenin meclisinde şöyle bağrılıyor:

«Âmme menfaatinin mevzuu bahs olduğu bir yerde, ferdin kazanç hakkı diye bir şey tanımayoruz!»1 Türkiyenin ileri tekniğe ve hakikî «Makina medeniyeti»ne kavuşmasının nelere mütevakkıf olduğu düşünülürse, «Âmme menfaati»nin yanında «Ferdin kazanç hakkı»nın ne kadar olması lâzım geleceği hakkında bir fikir edinmek kabildir. Çünkü Türkiye o memleketlerden bir tanesi ve öyle bir hareketin ele başısıdır ki, orada ileri tekniğe ve hakikî «Makina medeniyeti»ne kavuşmak, âmmenin yani siyasî istiklâlini iktısadî istiklâli ile tamamlamak kararında olan milletin bir arzusu ve âmmenin yani böyle bir milletin milletçe masruf olacak bir gayreti ile yani Devlet elile ve Devlet elinden tahakkuk edecek bir davadır.

Makina medeniyeti hiç te batmak üzere değildir. Bu medeniyet, hakikî inkişafına ancak bundan sonra mazhar olacak ve hakikî meyvelerini ancak bundan sonra verecektir. Cihanı sarmış olan buhran, dikkat edilirse, cihan mikyasında bir ahlâki görüşü de beraber tedvin etmektedir. Buhran’ın objektif mevzuu, müstemlekeciliğin, bütün manevî ve maddî mevzuatı ile beraber yıkılması ve bir tarafta yirminci asır şartları içinde yaşıyan ileri fakat istismarcı milletler ve bir tarafta da tarihin her hangi geri bir asrını yaşıyan geri ve istismar olunan milletler tecviz eden haksız ve adaletsiz bir cihan nizamının tasfiyesidir. Bunun yerine gelecek olan hem insanlık hem de milletler için ileri nizam, müstakil ve hür milletlerin tezatsız iktısadî cüzütamlar halinde ve müsavî şartlar dahilinde karşılaşacakları nizam olacaktır.

1) Bütçe encümeni reisi Gümüşhane meb’usu Hasan Fehmi Beyin Devlet vapurculuğuna dair bir müdafaasından alınmıştır.