[Şevket Süreyya Aydemir, Kronikler / Haziran 1932]

Moskovada çıkan “Izvestiya” gazetesi geçen ayın yirmi sekizinci günü “Yeni Türkiyenin içtimaî çehresi” başlığı altında bir mekale neşretmiştir. Bu mekalenin bir kısmında “Kadro”nun esas fikirleri bugüne kadar yapılan neşriyatımıza göre hulâsa edilmekte ve bu fikirlerin, Türk inkilâbının kendine hâs davalarını ve inkişaf istikametlerini izah bakımından manalarına işaret olunmaktadır.

Ancak bu arada bir nokta vardır ki üstünde biraz tevekkufu icabettirir: İzvestiya, bu fikirlerin, gerek cihan buhranının, gerek bu buhranın Türkiyedeki tesirlerinin en ziyade keskinleştiği bir zamanda meydan almasına bilhassa işaret ederek Kadronun temsil ettiği fikrî hareketi, bu buhrandan çıkmak için «müstakil bir çıkış noktası aramak cehti» olarak kaydetmektedir. Gerek Cihan buhranı, gerek bu buhranın Türkiyedeki tesirleri hakkındaki telâkkilerini, filvaki Kadro, bu nüshasına kadar henüz tam ve toplu bir şekilde izah etmemiştir. Kadro serisi olarak basılmakta olan ve gerek cihan buhranını gerek bu buhranın Türkiyedeki tesirlerini toplu tetkike çalışan eserler de henüz intişar etmiş değildir. Fakat buna rağmen bütün intişar etmiş yazılarımızdan bariz olarak anlaşılabilir ki, bize göre Türkiye, cihan buhranının içinde değil haricindedir. Ve biz yahut bize benziyen, yani Türkiye gibi bir millî kurtuluş mücadelesi yapan bütün memleketler, cihan buhranının birer kurbanı değil, bu buhranı doğuran ve onun gün geçtikçe derinleştiren ve mürek’kepleştiren amil ve müessirleriyiz. Gerek Türkiyenin, gerek Türkiyeye benzer bütün memleketlerin menfaati ve müstakil bir iktisat cüzütami olarak inkişafı imkânı bu buhranın derinleşmesine ve mürekkepleşmesine bağlıdır. Kaldı ki, bu buhran, hiçbir zaman, klâsik bir iktisat buhranı diye alınamaz. Bugünkü buhran denilen şeyde klâsik bir iktisat buhranını karakterize eden vasıfların ve işaretlerin hemen hiçbiri yoktur. Bu buhran denilen şey, bir taraftan metropollerdeki sanayi kesafetine, diğer taraftan metrepollerdeki bu sanayi kesafeti hesabına müstemleke ve yarı müstemlekelerle iktisaden tâbî memleketlerin istismarına istinat eden muasır iktisat nizamının bir bünye istihalesidir. Bu istihale, mukadderatı bu müesses istismar nizamının devamına muallâk olan büyük sanayi memleketleri için bir “dağılışı” ve yeniden doğuşları bu büyük ve istismarcı sanayi hegemonyasının dağılmasına muallâk olan bizim gibi iktisaden geri memleketler için bir «doğum ağrısı»nın mesut bir beşaretini ifade eder.

Türk millî kurtuluş hareketi ve bu hareketin manen temsil ettiği ve manen kendilerine örnek olduğu bütün millî kurtuluş hareketleri, muasır iktisat nizamının, istismare müstenit bütün iktisat ve cemiyet müesseselerine karşı öyle bir iktisadî ve içtimaî “aksülâmel” teşkil ederler ki, bu aksülâmelin manâ ve mahiyeti, “büyük sanayi memleketlerinde, muasır istismar nizamının çözülüşü” demek olan bugünkü bünye istihalesini -yani buhranı- tabiatile ve berveçhipeşin zarurî kılar. Biz millî kurtuluş hareketlerinin derinleşme ve genişleme seyrini, büyük sanayi memleketlerinde meydan alan buhranın genişlemesi ve derinleşmesi derecesiyle ölçüyoruz dersek, hiç te mübalâga etmiş olmayız. Bu nüshadaki bir yazımızda dediğimiz gibi:

“Bir zaman müstemleke ve yarı müstemlekelerin sefalet haddini, metropollerdeki sanayiin terakki derecesi tayin ederdi. Şimdi bizim teknik terakkimizin derecesi metropollerdeki sanayi dağılışının haddini ve şiddetini tayin edecektir.

“Şimdi bize buhran diye anlatılan şey, eski mübadele nizamına göre kurulmuş eski metropol hegemonyasının, teknik bazının bir sarsıntısından başka birşey değildir.” müstemleke ve yarı müstemlekelerin istismarına istinat eden bu teknik bünye artık tabiî ömrünü yaşamıştır. Biz gerek bu sarsıntının, gerek onun doğurduğu içtimaî ve siyasi depresyonların ve katastrofların gerek bünye ve gerek inkılâbımızın mahiyeti itibarile haricindeyiz.

Ancak şu da var ki, bizim temsil ettiğimiz bu sert “otarşı” rejimi, cihan içinde medeniyetin bir parçalanışını değil, sadece dünyada müesses bu günkü mübadele nizamının, gerek siyaseten, gerek iktisaden müstakil milletlerin, müsavî haklar ve şartlar dâhilinde karşılaşmalarına müstenit yeni bir mübadele nizamının teessüs etmesi demektir. Öyle bir mübadele nizamı ki, orada, her millet, emperyalist herhangi bir kaide altında değil, kendi iklim şartlarının, kendi iktisadî kabiliyetinin imkânları ve hudutları dahilinde kendi “spesifik” emtiasının müstakil müstahsılı olarak yer alabilsin.

***

Bugün cihandaki bünye dağılışının Türkiyede uyandırdığı aksi tesirleri de filvaki hesaba katmamak kabil değildir. Bilhassa ham maddeler hattâ münhasıran Pamuk, Yün, Tiftik – üzerindeki keskin fiat düşkünlüklerinin Türkiyede bu emtianın istihsalile geçinen köylü nüfusu üstündeki tesirlerini ve bunun tevlit ettiği güçlükleri görmemek imkânsızdır. Fakat şu da var ki, bizzat bu tesirler de bizim, cihanın büyük sanayi kesafetine karşı olan passif tabiiyetimizin bir neticesidir. Yoksa, kendi ham maddesini kendi işleyecek bir Türkiyenin, istihsal ettiği bu üç ham madde itibarile de, cihandaki iktisadî depresyonun haricinde kalacağı aşikârdır. Her sene harice ithal ettiği mensucat fasılları için “70.000.000″ lira ödediği halde, ihraç ettiği mensucat ham maddeleri için yalnız “16.000.000″ lira alan bir memleketin, kendi ham maddelerine kendi dâhilî pazarını mahreç kılabilmesi için hiçbir müşkül yoktur.

Hulâsa buhran, bize dolayısile bazı tesirleri dokunan bir âlemşümul bünye istihalesi olmakla beraber, Türkiye ve Türkiye’ye benzer memleketler bu buhranın, temsil ettikleri millî kurtuluş hareketlerinin mana ve mahiyetleri itibarile haricindedirler.

Bu millî kurtuluş hareketlerinin objektif inkişaf istikametlerini ve ideolojik esaslarını izah için çalışan ve bu esasların objektif unsurlarını kendine prensip edinen “Kadro”nun fikrî cehti, bittabi sadece, bu ” buhrandan kurtulmak için müstakil bir çıkış noktası taharrisi cehti” olarak tarif edilemez.