[Burhan Asaf Belge, Kronikler / Mayıs 1932]

Mançuri meselesi, aylar var ki, gazetelerin hemen hergün bir kaç sütununu kiralar. Şangay’ın işgali, Şangay etrafında muharebeler, bitaraf mıntakalara tecavüz, muvakkat silâh mütarekeleri, Japon amiralına karşı suikast ikinci bir Rus Japon muharebesi tehlikesi ve nihayet, Japon baş vekilinin katli hâdisesi, Mançuri meselesi, etrafında verilen şimdiye kadarki haberlerin en mühim başlıklarıdır.

Japonya, Mançuriyi niçin işgal ediyor?

Japonya, Uzakşarkın en mühim devletlerinden biridir. 1868 ihtilâlinden beri, sanayileşmek ve Garplılaşmak programını tatbik etmektedir. Bu programında o kadar muvaffak olmuştur ki, 1905’te Ruslara karşı olan muvaffakıyetinden sonra, cihan devletlerinin birinci sınıfına geçmiştir. Onlar kadar sanayileşmiş, onlar gibi silâhlanmış ve nihayet “cihan buhranı” batağına onlar kadar batmıştır.

Japonyanın başlıca pazarları, kendine civar olan memleketlerdir. Çin, bunların en mühimidir. Japon sanayinin büyük bir kısmı, Çinden çekilmiş paralarla ve Çin hesabına kurulmuştur. Bir taraftan cihan buhranının sanayi memleketlerini zedelemesi ve bir taraftan da Çinin kendi kendine bir sanayi kurmak arzularını gütmesi, Japonyayı bir değil iki tehlike karşısında bırakmıştır. Bugün Japonya (bütün İmparatorluk) 90 milyon kadar nüfusa maliktir. Eğer Çin pazar olmaktan çıkarsa, milyonlarca Japon işsiz ve açtır. Çinin sanayileşmesi henüz ufak bir nisbette tahakkuk etmiş olduğu halde, Japon mallarını boykotaja tabi tutması Japon parasını sarsıp devirmeğe, birçok fabrikaların kapanıp birçok insanların işsizleşmesine kâfi gelmiştir. Boykotaj gibi muvakkat bir tedbir, yerini, millî Çin sanayii gibi esaslı ve devamlı bir unsura terkederse ne olacak?

İşte Japonya: Bir taraftan nüfusunun çoğalmakta olduğunu ve bir taraftan da eski pazarlarının daralmakta, hattâ kopup gitmekte olduğunu görünce, “kudretin tevessüü” kaidesine göre, kendine karşısında arazi tahsis etmeğe kalkmıştır. Japonyanın hareketi hiç te yeni bir şey değildir. Bize yoksa bu türlü neşriyat aksetmiyor. Japon matbuatı, Mançuri meselesi başladı başlayalı, kendilerini “mütecavizlik ve dürüşt emperyalizm” ile ittiham ve tenkit eden Avrupalı ve Amerikalı emperyalistlere gayet açık ve gayet şiddetli cevaplar vermiştir. “Bu yaptığımızı sizden öğrendik. Sizin bir buçuk asırlık medeniyet tarihiniz bu gibi istilâlardan ibarettir!” demiştir. Japon matbuatının bu açık cevapları son derece meraklıdır, çünkü cihan harbindenberi birçok haksızlıklar karşısında kalan Almanya, bu gibi açık ittihamlarda bulunmamıştır. Emperyalizm sahasındaki eski cürüm arkadaşlarının kabahatlerini suratlarına çarpmaktan, hususî bir itina ile çekinmiştir.

Japonya, Mançuri’nin işgali ile kolay bir işe teşebbüs etmemiştir. Mançurinin işgali, Uzakşark pazarlarının yeni tarihine ancak bir girizgâh olacaktır. Önümüzdeki senelerde oralarda şayanı yanı dikkat hâdiselere şahit olacağız. Bu nüshamızda Ottawa konferansına ait kroniği de okursanız, göreceksiniz ki, Uzakşark pazarlarının tahsis işinde, Japonya, hiçbir zaman yalnız kalamıyacaktır.

Mançuri işinin kolay olmadığını gösteren bir diğer delil de, Japon Başvekilinin öldürülmesi hâdisesidir. Japon Başvekilini öldürenler, ayni gün ayni saatte Japon bankasına ve hükûmet fırkasile Hariciye Nezaretine bombalar atarken şöyle ilânlar gezdiriyorlar:

“Kahrolsun malî oligarşi ve imtiyazlı sınıflar Memleketi kurtarmak için doğrudan doğruya harekete geçmekten başka çare yoktur. Biz, nasyonalistiz. Ne sağın ne de solun malıyız! İstediğimiz şey, imparatorun otoritesini yeniden tesis etmektir!”

Dikkat edilirse, bu sözlerin Hitler karargâhından dikte edildiği zannedilir. O karargâhın lehcesinden, o derece istifade edilmiştir. Hitler’in böyle bir hareketle bittabi zerre kadar alâkası yoktur. Yalnız şurası şayani dikkattir ki, bir takım genç Japon zabitleri de, memleketlerinin içinde yuvarlandığı, sıkıntıları, aynen Hitler gibi, finans derebeyliğine, sınıf imtiyazlarına ve hâdiselere galebe çalmaktan âciz demokrasiye atfediyorlar.

Japon faşistleri bilmiyoruz ne kadar kuvvetlidirler. Fakat kanlıelli ve kısa-görüşlü oldukları şundan anlaşılıyor ki, Mançuri ve Şangay hâdiseleri ile kendi millî tarihlerini dışarı doğru ve başvekile karşı işledikleri cinayetle de içeri doğru lekelemişlerdir. Bundan başka da, Japonya için bir muharebenin, zaferle neticelense dahi bizzat Japonyanın ikinci hattâ üçüncü derecede bir memleket vaziyetine girmesini intaç edeceğini göremiyorlar. Ve hiç düşünmiyorlar ki, eğer böyle bir tehlike olmasaydı, o beğenmedikleri ve yıkmak istedikleri finans derebeyliğinin bizzat kendisi, şimdiye kadar böyle bir muharebeyi Japonyanın lehine çoktan ilân etmiş ve bitirmiş olacaktı. Japonyayı bugün idare edenler iyi biliyorlar ki, Çinin ve Soviyet Rusyanın tedmiri, Japonya için bir Pirüs zaferidir. Böyle bir zaferin akabinde, Uzakşark‘ın öteki talipleri, pişmiş kestaneleri harp ve anarşi mangalından çekip almak için Japonyacığı bir maşa gibi kullanacaklardır.

Japon faşist hareketi, Japonyanın 1868 ihtilâlini kopya etmek istiyor. Fakat ihtilâller filim değildir ki, onları istediğiniz zaman istediğiniz memlekette yeniden çeviresiniz. İhtilâller muayyen şartların muayyen devirlerin evlâtlarıdır. Bu kaideyi tanımak istemeyenler, neticede, İspanyol ihtilâlcileri gibi gülünç olurlar!

1868 de, Mikado, Şogun’ların ve Daimyo’ların, yani büyük toprak ve şehir derebeylerinin esiri idi. Bu derebeyler, Avrupalılarla Japonya aleyhinde anlaşıyorlardı. Japonyaya tıpkı bizim tanzimat devrindeki tatlısu türkleri ve tatlısu frenkleri gibi, Avrupaya bir lokma halinde taktim etmek istiyorlardı. Mikado, o zaman, Samuray’lar yani fakir asilzadelerle birleşti ve memleketi toprak derebeyliğinin elinden kurtardı. Fakat derebeylik Japonyada yalnız şekil değiştirmiş oldu. Eskiden toprak ve ticaret birkaç âilenin elinde idi. Bu sefer, bütün sanayi ve bütün para birkaç âilenin eline geçti. Öyle ki, Japonya, hiçbir zaman Avrupanın garp milletleri gibi, geniş bir demokrasiye gidemedi. Demokrasi maskesi altında, Japonyayı idare eden daima bir oligarşi oldu. Cihan buhranı, bunu meydana çıkardı. Çok mu? Cihan buhranı, daha nice hastalıkları meydana çıkaracak…

Genç Japonlar eğer hakikaten milliyetperverseler, evvelâ Çinle ve Çin milliyetperverleri ile hakikî ve samimî bir anlaşma yaparlar. Çin sanayileşmek istiyor diye onu istilâya kalkmazlar, onun sanayileşerek müstakil olmasına yardım ederler. Yani, Japon emperyalizmini ret ve inkâr ederler. Halbuki bu seferlik bulup buluşturdukları şiarlar ve yapıp yakıştırdıkları marifetler, Japonya ve Japonluk davasını, ne harice ne de dahile karşı halledecek mahiyettedir. Bunlar, Japonya ve Japonluğu, cihanın hak talep eden milletleri nazarında ancak daha sevimsiz ve daha mürteci gösterirler.