[Burhan Asaf Belge, Polemik / Ağustos, 1932]
Dr. Ettora Rossi, – Giornale di Politica e di Letteratura, da- (Politika ve edebiyat gazetesi)nde Türkiyenin millî kurtuluş inkılâbı hakkında ufak bir tetkik neşretmiştir. Doktorun, Türk dostu olduğu, inkılâbımıza tahsis ettiği cemilekâr sözlerden anlaşılıyor. Şu var ki, millî kurtuluş hareketinin tetkik ve tahlili işinde, bütün esas noktaların üzerinden kayarak noksan ve hatalı bazı hükümlere varmakla, bizi İtalyan münevverlerine ve İtalyan inkılâpçılarına fena takdim etmiştir. Bunun sebebi ise, millî kurtuluş inkılâbımızı, tarihî bir seyrin tabiî ve ahenkli bir neticesi olarak alacağına, bizim günlük matbuatımızda çıkan bazı münferit yazılardan istifade etmesi ve bir de inkılâbımızın hususiyet ve sahsiyetini, onu faşist inkılâbı ile mukayese edarek tayine çalışmasıdır.
Filvaki, Dr. Ettora Rossi, bazı Türk muharrirlerinin de düştükleri hatadan kurtulamıyarak, inkılâbımızı sadece «garplılaşma» hareketi diye vasıflandırdıktan sonra irtibatsız olarak, onun muhtelif ânâtını saymaktadır:
Padişahlık ve hilâfetin ilgası, İtalya ceza kanunu ile İsviçre kanunu medenîsinin kabulü, din ye dünya işlerinin birbirinden ayrılması, Lâtin harflerinin kabulü ve saire. Eğer inkılâbımızın mevzuu, basit bir «garplılaşma» olsaydı, onun inkişaf seyri de, garp müessesatı içtimaiye ve siyasiyesini ve garp mevzuatı medeniyesini muhtelif garp memleketlerinde tetkik ederek en iyisi nerede ise, onu alıp memlekete getirmekten ibaret olurdu. Ve Türk inkılâbının başlıca tanıtıcı vasfı, garbı eklektik bir görüşle taklitten ibaret olurdu. Dr. Rossi, hakkımızda böyle bir tetkik yaparken ve bu esnada bu gibi hükümlere varırken bilmeli idi ki, böyle bir görüş, bizde «Tanzimat» ile başlamış, İttihat ve Terakki rejimi ile devam etmiş ve nihayet serbest fırkanın İzmir macerası ile mutlak surette tarih arşimize havale edilmistir. Türk İnkılâpçıları, taklit devresinin kapandığını ve Türk topraklarına has olan iktisadî, içtimaî ve siyasî rejim şeklinin ancak o toprakların şeniyetlerine uygun orijinal bir yaratıcılıkla meydana getirilebileceğini, ifadeleşen millî şuurun hareket ve vakıa olmuş bir şiarı olarak peşinen ilân etmişlerdir.
Öyle ki, «garplılaşma» faslına sokulması mümkün hareketlerimize inkılâbımızın gayeleri nazarile bakmak doğrudan doğruya inkılâbımızın kadrini indirmekle birdir.
Bizim bu gibi hareketlerimizi olsa olsa, büyük gayeye yürürken, «şef»imizin bir işareti üzerine derhal tahakkuk ettirdiğimiz muvaffakıyetler şeklinde telâkki etmek kabildir. Öyle muvaffakıyetler ki, muhafazakar milletler için belki her birisi gaye addedilebilecek fütuhattır. Fakat öyle fütuhat ki, tarihin en derin en manalı ve en tam inkılâplarından birini tamamlamağa karar vermiş olan Türk milleti, onları şöylece ve geçerken elde etmiştir.
***
Halk Fırkası programından bazı maddeler alarak, millî inkılâbımızı faşist inkılâbının şimdilik henüz pek genç bir kopyesi telâkki etmek te, ancak «garplılaşma» esası ile kabili izah bir sakat hükümdür. Türk inkılâbının gayesi, garplılaşmak olsaydı, Dr. Rossi’nin kısa süren bir muhakeme silsilesinden sonra, Türk milletinin en yeni garp rejimlerinden biri olan faşizmi almağa kalkıştığını söylemesinde bir beis olmazdı. Ve böyle bir iddia, Balkan milletlerinden her hangi birisi namına ileri sürülmüş olsaydı, belki de yerinde olurdu; çünkü o milletlerin kararlarını tayin eden arzu, üç çeyrek asırdanberi «garba benzemek»tir. Fakat Türk inkılâpçıları, milleti millet ve memleketi memleket yapmak işini hiç bir zaman, model üzerinde kanaviçe işlemek gibi, basit bir ameliye telâkki etmemişlerdir.
Nitekim, bir zamanlar, hususile bazı Fransız muharrirleri, Ankara inkılâpçılarının Fransız inkılâbının geçikmiş bir adaptasyonunu yaptıklarını ileri sürmüşlerdi. Bazıları da bugün, Ankaranın Moskova mektebinin dümen suyunu takip eylemekte olduğunu iddia eylemektedirler. Türk inkılâbına bir mana ve istikamet atfeylemek istiyenlerin şimdiye kadar ittifak edememiş olmaları, Ankara’nın ancak kendine has ve kaideleri, prensipleri kendisince tesbit edilmiş bir hareketi temsil eylemekte olduğunu göstermez mi?
***
Dr. Rossi’nin müsaadelerile, faşizm ile Kemalizm’i birbirinden ayıran bazı vasıfları aşağıda gösterelim:
1- Faşizm, yarı-kapitalist bir İtalya’yı kapitalizm’in sınıf tezadından ve bu tezadın doğurduğu dahilî anarşi ile bu anarşinin makesi olan demagojinin ve bürokratik idare cihazından (demokrasi ve parlamentoculuk) kurtarmak hareketidir.
Korporasyonlar rejimi ile, sınıf tezadının halli yerine sınıf tezadının tehlikesiz bir şekilde istikrarlandırılması cihetine gitmiştir.
Millî kurtuluş inkılâbı ise, bir yarı müstemleke olan Osmanlı imparatorluğunun yerine müstakil Türk vatanının bu günkü tarihî şartlara göre ikamesidir.
Bu günkü tarihî şartlar derken, bittabi sınıf tezatları kastedilmektedir.
Türk milleti, inkılâbına, sınıflaşmamış bir millet bünyesi ile başladığı için, sınıflaşmayı reddedecek ve imkânsız kılacak tedbirler almakta ve bu tedbirleri gittikçe derinleştirmekte ve mürekkepleştirmektedir. Büyük istihsal vasıtalarının devlete tahsisi, ileri ve plânlı bir devletçiliğin kabul ve tedvini bundan ileri gelmektedir.
2- Faşizm, demokratik zaruretler dolayısile, müstemlekeciliğin zevali devresi olan harpsonrasında; müstemlekeciliği başlıca şiarlarından biri olarak ilâna mecbur kalmıştır. Bu sebepledir ki, iç iktisatta devletçi olan faşizm, dış iktisatta, yani beynelmilel iktisatta liberal olmak tezadına düşmüştür.
Kemalizm, müstemlekeciliğe karşı bir isyandır. Millî kurtuluş harbini, müstemlekeciliğin hariçten gelen muavin kuvvetlerine (Yunan ordusu) ve dahilde takviye etmek istediği muavin kuvvetlere (Saray ve Galata) karşı yapmış ve ihtilâllerin hususiyetlerinden biri olan «barricade» mücadelelerine, cephe harbinin ihtişamlı ebadını vermiştir. Yaptığı muharebenin malûm manada bir muharebe olmadığı, hem muharebenin cereyanı (Türk kadınının, istiklâl ve namus cephesine, sırtında cephane taşıması), hem de neticelenmesi tarzından (mağlûp ettiği ordunun siyasî şerefleri yerine, muahedesini yani Lausanne’ı doğrudan doğruya emperyalistlerle aktetmesi) anlaşılmaktadır.
Müstemlekeciliğe karşı bir aksülameli bütün şuurile temsil ettiği içindir ki, Kemalizm, samimî olarak, iç iktisatta da, dış iktisatta da devletçidir.
Ve bu itibarla, hem içeriye, hem dışarıya doğru, yani hem sınıflar, hem de milletler bakımından tezadı reddeylemektedir.
3- Faşizm, bir yarı-kapitalist bünyeye has bir hareket olduğu için, gerek tam kapitalist, gerekse henüz kapitalistleşmemiş bünyelere uygun gelmemektedir.
İspanya’da muvaffak olamamıştır. Almanya’da ise şekil değiştirmeğe ve çok daha sola kaçmağa mahkûmdur.
Kemalizm’ies millî kurtuluş hareketlerini henüz tahakkuk ettirememiş milletler için daima bir ideal ve bir ideoloji kaynağı teşkil edecektir.
Dr. Rossi’yi, iki yanlış faraziye hataya sürüklemiştir:
A) Türkiye’nin aynen garplılaşmakta olduğu zehabı.
B) Fırkamızın programındaki maddeleri, o maddeleri ilham etmiş olan iktisadî, siyasî ve tarihî şartları bir kül halinde aramağa çalışmadan takdire kalkışması.
Eğer kurtuluş inkılâbımızla faşizm arasında, kapitalizmi ve onun siyasî bir ifadesi olan demokrasi’yi telâkki hususunda bir benzerlik varsa, bunu, bizim faşizmi taklide yeltenmemiz gibi, hem inkılâbımızın orijinal vasıfları aleyhine ifade edilmiş bir hüküm, hem de zatı meseleye uygun olmıyan bir hatalı görüşe istinat ettireceğine, harpsonrasının belki de bütün milletler için müşterek bir tarihî zaruretine raptetmiş olsaydı, hiç şüphesiz, hem daha bilgili, hem de dostluğa daha fazla uygun bir mütaleada bulunmuş olurdu.
İcmal edelim:
Türk inkılâbı, bütün diğerleri gibi, bir harpsonrası hareketi olmak ve ancak bu itibarla ve pek tabiî olarak diğerlerile bazı benzeme noktaları ihtiva eylemekle beraber, harpsonrasının millî ve beynelmilel manada en adaletli ve en ileri hareketini teşkil etmek iddiasındadır. Onun böyle olduğunun şimdiye kadar meçhul kalması, Türk milletinin cibilli bir vasfından, şamata ve tefahürden hoşlanmamasından başka bir şeye atfedilemez.