[Vedat Nedim Tör, Millet İktisadiyatı / Temmuz 1932]

Naktî kredi, münkeşif pazar iktisadiyatının bir unsurudur.

Pazar iktısadiyatından pazar için istihsali kastediyoruz. Pazar için değil de kendi ailevî veya mahallî ihtiyaçları için istihsal eden, yani iktısadî faaliyeti, bir kazanç vasıtası değil de, bir geçinme vasıtası olan, kendi içine kapalı bir tabiî iktısat bünyesinde nakdî kredinin yeri ve rolü yoktur.

Pazar için istihsal eden mıntakalarda, istihsal farklılaşmıştır. Farklılaşan istihsal mıntakaları, birbirlerinin müşterisi olurlar. Bir mütekabil alış veriş, münkeşif bir pazar münasebeti teessüs eder.

Bu pazar münasebeti, ister bir memleketin muhtelif mıntakaları, şehir ve köyleri arasında cereyan etsin, ister muhtelif memleketler ve kıt’alar arasında teessüs etsin, bunda asıl olan, istihsalin geçinme için değil, kazanç için yapılmasıdır.

Kazanç mefhumunu, en geniş manasında, yani sermaye terakümünün menbaı olarak alıyoruz. Her iktısat sisteminde sermaye terakümü, gittikçe genişleyen, dinamik bir istihsal faaliyetinin esasıdır.

Sermaye terakümü yapamıyan bir iktısat bünyesi, statik kalır, yerinde sayar. Sermaye terakümünün şartı ise, kazançlı istihsaldir.

O halde sorabiliriz:

Köy iktısadiyatımızda istihsal kazançlı mıdır?

Kazanç, müstahsilin maliyet fiyatile, müstahsilin satış fiyatı arasındaki fazlalık olduğuna göre, belli başlı mahsullerimizin maliyet ve satış fiyatları arasında yapılacak mukayese bu sualin cevabını teşkil eder.

Fakat, yer yer değişen ve bütün unsurları iyice hesaba alınarak yapılmış maliyet fiyatı statistiklerine malik değiliz.

Müstahsilin eline geçen ve yine yer yer değişen satış fiyatları hakkında da toplu malûmatımız yok.

Burada söyleyebileceğimiz, ancak perakende ve hususî tetkiklere istinat eden umumî mahiyette istintaçlardır.

Buğday, pamuk, tiftik, hattâ tütün gibi bazı mahsullerimizin satışında müstahsilin eline çok kere maliyet fiyatına bile tekabül etmiyen bir fiyatın geçtiğini biliyoruz. Diğer mahsullerimizin satış fiyallarında da umumi bir sukut temayülünün mevcudiyeti malûmdur.

Fiyat sukutunun yanında bir de sürüm sıkıntısı vardır. Filhakika üzüm, incir, fındık gibi bazı mahsullerimizin satılmayıp elde kalan stoklarından muztarip değiliz. Fakat tütün, afyon, tiftik gibi bazı mahsullerimiz ise düşkün fiyaflara rağmen, tamamen elden çıkarılamamakladır.

Sıkıntı, ister düşük satış fiyatı, ister sürüm darlığı halinde tecelli etsin, netice bir ve aynıdır:

Köy iktısadiyatında sermaye terakümünün olmaması.

Bu neticenin tezahürlerini görüyoruz:

Kredilerin donması, vergi tahsilâtında ağırlık, zatî geçinme iktısadiyatına rücu temayülleri, ticaret hacminin daralması, münakalât hacminin azalması v.s.

Görüyoruz ki, ziraî kredilerin donması keyfiyeti, köy iktisadiyatında sermaye terakümünün olmamasından doğan neticelerden biridir. Bu vaziyet karşısında, kredilerin tecili-sebepler aynı kaldığı takdirde-müstahsilin faiz borçlarını arttırmaktan başka bir şeye yarayamaz.

Tecil yolu, bir tedavî vasıtası değil, sadece muvakkaten koruyucu bir tedbirdir. Donan kredilerin çözülmesi için ilk ve son şart, köy iktısadiyatında sermaye terakümünü temin edecek âmilleri harekete getirmektir.

***

Sermaye terakümü, bir taraftan maliyet fiyatlarının indirilmesi, diğer taraftan satış fiyatlarının daha doğrusu, müstahsilin eline geçen kıymetlerin, yükseltilmesi ile mümkün olabilir.

Maliyet fiyatlarının indirilmesi demek, herşeyden evvel geri istihsal tekniği yerine ileri istihsal tekniğinin ikamesi demektir.

Türkiye ziraatine ileri teknik, ziraat işlerimizin bilgili bir zaptü rapt altına alınmasile, ihtisaslı bir sevkü idareye tabiy tutulmasile girebilir.

Türk müstahsilini, geri tekniğin zararlarından, ananevî istihsal şartlarından kurtarmak için, tedricî tekâmülün cilvelerine terkedemeyiz.

Türkiye ziraatine, ileri teknik, kendiliğinden değil, yukardan aşağı girecektir. Bazıları, Türk köylüsünün iztirabının sebebini uzun vadeli kredilerin yoksulluğunda ve faizlerin yüksekliğinde alıyorlar. Uzun vadeli ve ucuz faizli kredi temin olunduğu takdirde, her şeyin kendiliğinden hallolunuvereceğini umuyorlar.

Biz bu tılsıma inananlardan değiliz. Çünkü, teknik inkılâp, sadece bir para işi değildir; bir devletçe tanzim mes’eleridir. Bu temin olunmadan, münferit müstahsillere açılacak uzun vadeli ve ucuz faizli kredilerin çarçur olacağı tabiîdir.

Bir bando muzika teşkilâtı içine alındığı zaman, notayı okumasını, kılarneti çalmasını, boruyu öttürmesini, zili ve davulu idare etmesini ve hep beraber «icrayı ahenk» etmesini öğrenen Türk köylüsü, modern ziraat tekniğini de ancak ihtısaslı bir sevk ve idare altında teşkilâtlandırıldığı takdirde benimseyecektir. Bu işi, zamana ve ferdin iradesine, keyfine ve şuuruna terketmek, onun olmamasını istemekle birdir.

Maliyet fiyatını düşürücü âmiller arasında, en son alıcı olan köylünün eline müteaddit mutavassıtların zincirleme kârlarile pahalılaşarak geçen istihlâk maddelerini ucuza maletmek, nakliye tarifelerinde, mahsullerin düşük fiyatlarına göre tadilât yapmak, faiz seyiyesini indirmek gibi tedbirleri de zikredebiliriz. Satış fiyatını, daha doğrusu köylünün eline geçen kıymeti yükseltmek mes’elesine gelince, bu da herşeyden evvel bir teşkilât işidir. İstihlâk maddeleri için son alıcı olan köylü, kendi mahsulleri için ilk satıcıdır. Bu itibarla istihlâk maddeleri için en yüksek fiyatı ödeyen köylü, kendi mahsulleri için en aşağı fiyatı alır. Gerek, ihracat, gerek dahilî ziraî istihlâk emtaamız için müstahsilin eline geçen fiyatların, zaten düşük olan piyasa fiyatlarının bile aşağısında olduğu malûmdur. Mutavassıtkârı denilen bu farkın, millî sermaye terakümüne maledilmesi, millî iktısat siyasetimizin baş hedeflerinden biri olmağa lâyıktır.

Afyon müstahsillerini bir birlik içinde teşkilâtlandırmağa sevkeden zaruret, mahiyet itibariyle diğer ziraî emtaamız için de varittir.

İngiltere’de bile Devletin, gerek ecnebî rekabetini karşılamak, gerekse müstahsili korumak maksadile, süt, tereyağı, yumurta için mecburî satış kooperatifleri kurduğu bir zamanda, mutavassıtkârı karşısındaki endişelerin mana ve kıymeti kalmaz.

Milletler arasındaki ticarî münasebetlerin gittikçe serbest ticaret safhasından çıkıp sur’atle takas istikametinde inkişafa yüz tutması da, satış işlerinin teşkilâtlandırılmasını icap ettiren başlı başına bir âmildir.

Bugün bile ihracat emtaamız için dünya piyasa fiyatlarının en yükseğini temin edemiyoruz. Herhangi bir ecnebî borsasının cetvellerini tetkik edersek mallarımızın rakip mallara nispetle geri fiyatlarla kaydedildiğini görürüz.

Dünya pazarlarında en yüksek piyasa fiyatlarını bulmak için, bütün tabiî evsafa malik bulunan ziraî ihraç emtaamızın büyük bir kısmını, yalnız satış cephesindeki geriliğimiz yüzünden hakikî kıymetlerile realize edemiyoruz.

Demek ki, bugün Türk müstahsili için kazanılacak iki pay vardır:

Biri, dünya piyasası fiyatı, diğeri dünya piyasa fiyatlarının en yükseği.

İşte Türk müstahsiline, ilk hamlede hiç olmazsa mahsullerimizin bugünkü dünya piyasa fiyatlarını ve sonra daha ileriye giderek aynı mahsullerin buldukları en yüksek fiyatları temin edecek yollara ayak basmak, yalnız haricî ticaretimizin inkişafı bakımından ayak basmak, yalnız haricî ticaretimizin inkişafı bakımından değil, donan kredilerin selâmeti bakımından da bir zarurettir. «Türk müstahsiline kârlı fiyat» şiarile açılacak bir teşkilâtlandırma seferberliği günün en âcil bir dâvâsıdır.

***

Ziraî ihracat emtaamızın talihi, hariç pazarların alım kabiliyetine bağlıdır. Hariç pazarların alım kabiliyeti ise, gittikçe azalıyor. Bu itibarla emtaamızı hariç pazarların tabiiyetinden kısmen olsun kurtarmak için, bunlarm dahilî pazarlarımızda da istihlâk imkanlarını aramak mecburiyetindeyiz.

Meselâ üzüm, incir, fındık gibi mahsullerimizin dahilde sarfolunan miktarları gayet mahduttur. Halbuki bu sene, bu mahsullerimizin bereketli olacağı kuvvetle ümit olunuyor.

Bu seneki bereketli mahsul neticesinde vaki olacak fazla arz, alım kabiliyeti daralan hariç pazarlarda fiyatların büsbütün düşmesine mucip olabilir. Bu tehlikeyi şimdiden önlemek için, bu maddelerin gerek orduda ve mekteplerde, gerekse halk arasında sürümünü arttıracak tedbirlerin alınmasına zaruret vardır.

İç pazarlarımızın istismarı bahsında ham maddelerimize alıcı olacak millî sanayiimizin inkişaf temposunu da mühim bir amil olarak hesaba katmalıyız.

Bugün düşük fiyatlarla müşteri bekliyen pamuklarımız, pamuklu mensucat sanayiimizin inkişafı nispetinde dahilde pazarını bulacak ve hattâ, bütün ihtiyacımızı tatmin edebilmek için yeni pamuk sahaları açmak icap edecektir.

Aynı suretle memleketimizin şeker ihtiyacını dahilden temin için kurulacak fabrikalar yeniden geniş toprakların pancar ziraatine tahsisini zarurî kılacaktır.

Bu suretle ham maddesini iç pazardan temin eden sanayi şubelerinin teessüsü nisbetinde, sürüm sahaları garantili ziraat şubelerimiz de genişleyecektir.

***

Türkiyede ziraî kredi tarihi tetkik edilirse, tâ Mithat Paşa devrinden bugüne kadar ziraat sahasına akıtılan kredilerin hiç te öyle azımsanacak bir seviyede olmadığı görülür.

Yine görülür ki, zirai kredilerin donmasi keyfiyeti ve tecili zarureti de yeni bir hâdise değildir.

Zirai kredilerin, ancak rantabl bir ziraat bünyesinde, rantabl bir iş olabileceği aşikâr bulunduğuna göre, Türkiye’de başlı başına hallolunacak bir ziraî kredi mes’elesi yok, belki ziraatin müstahsil için rantabl bir hale getirilmesi dâvâsı vardır.