[Kronikler / Mart 1932]
Mecmuamız, devrin alacalı neşriyat kargaşalığı içinde, birçok cihettten, nazarı dikkati kendi üzerine celbetmesini bildi. Bazı insaflı ve fikir hareketlerine karşı hürmetkâr kimseler bizi takdirlerine lâyık buldu. Bazıları, açık sözlü ve açık yürekli insanlara mahsus bir civanmertlikle kusurlarımızı yüzümüze vurmaktan çekinmedi. Kimi, hayırhah bir merakla, köşesinden, tekâmülümüzü takibe koyuldu.
(Kadro) bütün bu dostluk ve iyilik tezahürlerine, samimiyetle teşekkürü kendisine tatlı bir vazife bilir.
Lâkin (Kadro) yalnız bu mülâyim hava ile karşılaşmamıştır. Böyle bir iddiada bulunmak, bizim tarafımızdan tuhaf bir vurdum-duymazlık olur. İstanbul’un gündelik matbuatında, bir iki gazetenin sütunları arasından, birkaç kısık ve boğuk sesin, o köhne Babı Âli caddesi şivesiyle bize bazı şeyler söylemek istediğini sezdik. Bunlar kendilerine cevap vereceğimiz zannında bulunmasınlar. Her şeyin fevkinde, İnkılâpçılığı şıar edinen (Kadro) Baba Tahir an’anelerine dönmeği bir manevi iflâs telâkki eder. (more…)