Archives for category: Şevket Süreyya Aydemir

[Şevket Süreyya Aydemir, Polemik / Mayıs 1932]

Doğanımız ne kadar, ölenimiz ne kadar? Çoğalıyor mu, yoksa azalıyor muyuz?

Bu bir davadır ki, ilk defa “Himayei Etfal Cemiyeti” tarafından ortaya atılmış bulunuyor.

Cemiyetin son broşürünün ismi şudur. Davamız.1

“Davamız”ın tezi şudur: Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, İnkılâbın İdeolojisi / Mayıs 1932]

Bir filozof, muasır cemiyetin yüksek teknikli1 insanını, eski devrin, yer altından bir takım cin tayifelerini davet edipte, sonra bu cinlerle başa çıkamayan cincisine benzetir. Ve “kendi çağırdığı, fakat sonra bir türlü başa çıkamadığı cinler, tılısımını kaybetmiş cinciyi bir gün nasıl boğarsa, korkulur ki, insanın yarattığı, fakat sonra bir türlü nizam altına alamadığı bu yüksek teknik te, bu nizamsız inkişafı ile, bir gün muasır cemiyetin başını öylece yiyecektir.” der.

Filhakika muasır cemiyette teknik, alabildiğine terakki ediyor. Fakat şu da var ki, onun her terakki adımı, cemiyet içinde bir başka tezada meydan vermektedir. İstihsal nispetsizlikleri, buhranlar, işsiz orduları, içtimaî harpler, hulâsa, cemiyeti her gün biraz daha artan bir şiddetle, akibeti meçhul katastroflara mahkûm kılan cemiyet sarsıntıları, cemiyette tekniğin, bu alabildiğine fakat başı boş inkişafının neticelerinden başka bir şey değildir. Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, Polemik / Nisan 1932]

1920 sonlarında bir gündü.

Batumun, engin deniz ufuklarına bakan bir evinde İstanbullu bir gençle tanıştım. Bu genç ateşli bir şairdi ve bize son şiirini okudu:

Suları soğuk pınar
Suları soğuk pınar

Ateş dudaklarını göğsüne koydu da yar,
Sen neden ısınmadın? Sen neden ısınmadın ?…

Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, İnkılâbın İdeolojisi / Nisan 1932]

İtalyada bir faşist lideri bir “Balilla”ya soruyor:1

- Doçenin Buğday siyaseti nedir?

Balilla, Faşist liderinin sualine derhal cevap veriyor:

- Doçenin buğday siyaseti, yiyeceği buğdayın bir kısmını hariçten getiren İtalyayı, kendi buğdayını kendi yetiştiren memleket haline getirmektir. Çünkü Faşist İtalya, yiyeceği ekmeği başkalarının elinden kabul edemez!”

Bundan sonra Balilla, bu siyasetin program haline getirilmiş tatbik maddelerini; kurutulacak bataklıkları, açılacak fundalıkları sayıyor. Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir / Mart 1932]

Yeni devrin muharrik kuvveti “İş”in heyecanıdır.

Yeni devirde iş, perakende insanların, dağınık köşelerde, perakende ve dar menfaatler içine bütün saatlerini ve bütün enerjilerini hapsetmeleri demek değildir.

Yeni nesil, yeni bir memleket yapmaya mecburdur. Bu yeni memleket yani Yeni Türkiye, eşsiz kahramanlıkların, dökülen hesapsız kanların haklı bedeli olan yeni Türk vatanı, eski Osmanlı Türkiyesi gibi bütün anasırı biribirinden ayrı ve bütün anasırı birbirinin aleyhine yaşayan, perişan bir (DAĞINIK İNSANLAR MEMLEKETİ) değildir.

Yeni Türkiyede fert, evvelâ memleketin, sonra kendinindir. Günümüzün, yarısı bizim, yarısı devletindir. Bütün saatlerimi kendi nef’ime aldığım, bütün gün kendi köşemde kendim için kapanıp kaldığım zaman, devletin yarı hakkını çalmış bir adam gibi olurum! Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, Millet İktisadiyatı / Mart 1932]

Büyük işler büyük enerjilerin işidir.

Bugünkü Türkiyeyi veren ve onun, tarihin bir eşref sabahında, bir hamle ile hududunu çizen enerji, bir büyük enerji idi. Yeni Türkiye, ileri teknikli Türkiye, ovasından, merasından, dağından, ormanından kalabalık, şen ve nizamlı bir hayatın sesi gelen yarının Türkiyesi, yine böyle büyük enerji eserlerinin en büyüklerinden biri olacaktır.

Yoksul ve dağınık bir millet bünyesinin, cihanın bugünkü şartları ve yarınki şartları içinde, müstakıl bir mevki alması ihtimali zayıftır. Türk hudutları içinde Türk milletinin, hem bugün, hem yarın emin, rahat, sıhhatli ve zengin yaşaması için, bütün şerefsizliklere yol açan yoksuzluğu ve dağınıklığı yenmek lâzımdır. Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, İnkılâbın İdeolojisi / Mart 1932]

Ankara Radyosu konuşuyor:

“Arkadaşlar!

“Arasıra inkılâbın bittiğinden ve her işin artık tâbii seyrine bırakılması lâzımgeldiğinden bahsedenlere tesadüf olunur. Bu görüş tenbel, yorgun ve cesaretsiz ruhların görüşüdür. Biz, kaybettiğimiz zamanları – bizi beklemek niyetini izhar etmeksizin – süratle ilerliyen başka milletlerin peşinden tabiî diye tavsif olunan mecrada salına salına yürümekle kazanamayız!

“Biz, tedricî tekâmül kaidesini yolumuzun üstünde çiğneyerek ve irfan yolunda tekâmülümüzü inkılâplar sürat ve şiddetiyle yapmak, içtimaî kanunlara yeni bir kanun ilâve etmek mecburiyetindeyiz!”1 Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, Kronikler / Şubat 1932]

Bir tablo:

Türkiyede her sene vasatî 790.000 dönüm toprak, yani bütün nebatatı sınaiye zeriyat sahasının %24ü tütüne tahsis edilir. Bu sahada 9.500 köy vardır. Bu köylerde her sene vasatî 160.000 köylü fiilen tütün zeriyatı yapar. Bunları aileleri efradı ve yardımcılarıyle alırsak 1.000.000 Türk köylüsünün mukadderatının tütüne bağlı olduğunu görürüz. Bu tütün köylülüğünden sonra şehirlerde tütünün manipülasyon işleriyle geçinen, hattâ bir aralık sayıları İstanbul, İzmir, Bursa’da 30.000′i bulan bir işçi kütlesiyle bunların aileleri vardır.

Tütün, Türkiyenin bütün ihracatının kıymet itibarile %32sini teşkileder. Bu nispetin Türk lirası olarak ifadesi 45-67 milyon Türk lirasıdır.

Türk bütcesi ise tütün köylü ve işçisinin, yahut tütün tüccarının bütceye ödediği muhtelif vergiler haricinde, yalnız tütünün inhisar dahilindeki işletmesinden senevî 32.000.000 lira alır. Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, Polemik / Şubat 1932]

Son aylarda Ali Nüzhet Beyin bir kitabı çıktı:

Ziya Gökâlpın hayatı
ve
Malta mektupları

Evvelâ kitabı verelim:

Eser üç kısma ayrılmıştır. Birinci kısımda Ziya Gökâlpın hayatı vardır. Diyarbekirde geçen çocukluğu ve ilk gençliği, İstanbulda geçen tahsil hayatı, son istipdat senelerindeki ilk mücadeleleri, siyasî ve fikrî terbiyesinin ilk unsurları burada hülâsa edilmiştir.

Filvaki bir büyük adamın eserini anlıyabilmek için, onun yetiştiği muhiti ve ilk hayat şartlarını bilmek lâzımdır denilir. Vakıâ ben bu fikirde değilim. Bana kalsa, bir milletin tarihine ve şuuruna karışmış bir büyük adamın tekevvün ediş şartları daima meçhul kalacaktır, Bir büyük adam nasıl doğar? Nasıl kendini yaratır? Bu yaratışta çocukluğun, genç çağın, aile, mektep, şehir muhitinin tesirleri ne kadardır? Zannediyorum ki bu suallerin kat’î cevapları hiçbir zaman bilinmiyecektir. Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir, İnkilabın Psikolojisi / Şubat 1932]

Durgun sular gibi, durgun cemiyetler de vardır.

Yeni kaynaklardan yeni dalgalar almıyan bu durgun sular içinde hayat, nasıl yosunlaşırsa, yeni kıymet hükümlerinden yeni hamleler almıyan bir durgun cemiyette de, terakki unsurları öylece dibe çöker, durulur.

Toprak üstünde durgun suların ve tarih içinde durgun cemiyetlerin bin bir misalini bulmak kabildir. Durgun cemiyet, kendi hareketsizliği ve heyecansızlığı içine çekilip, kendi kendine eriyen, eski kıymet hükümleri çürüyen, fakat yeni kıymet hükümleri vermiyen, ne sanatkâr, ne mütefekkir, ne de kahraman yetiştirmiyen, kısır ve nekes bir cemiyettir.

Bir durgun cemiyette, bütün cemiyet kuvvetlerinin otoritesi perişan ve fert ise bezgindir. Bir şeye karşı mücadele etmenin, bir şeye inanmanın ve yeni bir şey yapmanın heyecanı, bir durgun cemiyette yoktur.

Read the rest of this entry »