Archives for category: Burhan Asaf Belge

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Mayıs 1932]

Hayat dediğimiz harikulâde şeyin her zaman değişik ve her zaman çeşitli tecellileri, ilim ve müşahede gözünün irişip tespit edemediği bulutlu bir başlangıçtan sonsuzluk adını verdiğimiz sona doğru.. her insan neslinin önünden yalnız bir kere akar. O nesil ile onu ihate eden madde âlemi arasındaki münasebet, o neslin ismini koyar. O, ya bir fevkalâde ânın gönüllüsü, yani bir yapıcı ve inkılâpçı nesildir. Yahut, bir tamamlayıcı nesildir. Yahut, bir mirasa konmuş nesildir. Bugünkü Türk nesli, bunların birincisidir. Bir inkılâpçı neslidir. Bir gönüllü ve kendini kendinden sonrakiler namına bağışlamış nesildir. Ve bunun için: büyük bir nesildir. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Mart 1932]

Batlamyos’a göre, her şey kürenin etrafında dönerdi. Yüz yıllarca sene, insanlık, Yunanlı felekşinasın sakat sistemine inandı. Her şeyin ve her şeyle beraber kürenin de güneşin etrafında döndüğünü, ilk, Kopernik iddia etti.

Bir buçuk asırdan beri, kürenin üzerinde bulunan canlı ve cansız her şey, Avrupanın etrafında ve Avrupanın arzusuna göre döndü. Tarihin devreleri bile, Roma’yı tasfiye eden barbarların medenileşmelerine göre taksim edildi. “İlk-çağ”, “Orta-çağ”, dendi. İlk-çağdan evvel doğup geçen Asya medeniyetleri, Aztek medeniyetleri “tarih-ötesi” devrin ardına atıldı. “Avrupalı”, medenîlerin, “asyalı”, barbarların vasfı oldu. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Şubat 1932]

Bir varmış bir yokmuş. Allahın budala kulları kadar, açıkgöz kulları da çokmuş. Bir gün bu sonuncular, “makina” diye bir şey keşfetmişler. Bu keşifleri sayesinde, kumaş gibi, deri gibi, çanak-çömlek gibi insanın nekadar muhtaç olduğu şeyler varsa, o zamana kadar insan elinin yapabildiği miktardan 10 kere 100 kere daha fazlasını bir çırpıda yapmağa başlamışlar. O kadar çok yapmışlar ki, bütün bu eşyayı kendi pazarları almamağa başlamış. Düşünmüşler: “bari başkalarına satıp para kazanalım” demişler. Yollara revan olmuşlar, o kapı senin bu kapı benim, o pazar senin bu pazar benim diyerek günün birinde mal denklerini Osmanlı İmparatorluğunun başlıca limanlarına çıkarmışlar.

Bu ismi geçen İmparatorluk, o sıralarda, gözleri örümceklenmiş, damarları kemikleşmiş, saçı sakalı ağarmış, bir ayağı mezarda ve bir gözü cennette ihtiyar bir adammış. Fakat elinden tespih, önünden amber hokkası ve harem dairesinden genç kadın kişnemeleri eksik olmıyan bu bunak, bir hayli zengin ve bir hayli müsrif imiş. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge / Ocak 1932]

İki büyük pazar ki, her birinde 300-400 milyon insan yaşıyor. Bu kadar mıdır, yoksa daha fazla mı, belli değil. Çinli diyoruz, Hintli diyoruz, Var mıdır böyle bir şey, bu hele hiç belli değil!

Çin, on iki sene var ki, bir takım jenerallerin ihtiraslarına teslim edilmiş bir cirit arsasıdır. Vaktile Nehirlere ve dağlara göre taksim edilmiş ve değişmiyen hudutlar dahilinde İmparatorun “mandarin”lerine teslim edilmiş eyaletler, şimdi sanki lâstikten imişler gibi, büyüyüp küçülüyorlar, açılıp büzülüyorlar. Jeneralin hükmü ve nüfuzu artıyorsa, eyalet büyüyor. Jeneralin hükmü ve nüfuzu eksiliyorsa, eyalet küçülüyor ve bazan bir iki şehirden ibaret kalıyor. Bu Jeneraller, bir takım derebeylerdir ki, modern silâhlarla teçhiz edilmiş ordulara malik oldukları halde, eski derebeyler kadar olsun devamlı bir feodalizmi, hiç bir tarafta kuramıyorlar. Meydana getire getire, bir göçebe derebeylik getiriyorlar.

Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Kronik / Ocak 1932]

Emperyalistlerin foyaları meydana çıkalı tam dokuz sene oluyor. Bir vakitki zengin Çin, bir vakitki zengin Hint, bir vakitki zengin Şark Avrupası, nasıl soyulup soğana çevrildiler. Bunu artık herkes biliyor. Bundan yarımasır evel, bunun sırrını talim ve terbiye ile, bundan bir asır evel, silâhların zafı ile izah edenler vardı. İzahlar esassız ve kifayetsiz olduklarından, tedbirler kısa ve mücadele neticeleri kısır kalmışlar ve emperyalizma, namertçe işine kaygusuzca devam edebilmiştir.

Fakat, Türk inkılabi, cihanın istismar edilmiş ve edilmekte olan milleterine ilân etti ki, milletleri topyekûn esir pazarlarına çeviren kuvvet iki cephelidir. Bunlardan birisi, milletleri ya temamile iktisadi fonksyonsuz yahut da ancak tâbî fonksyonla bir kalabalık haline getiren istismar mekanizmasıdır. Diğeri de, bu mekanizmanın gavamızına hiçbir millet vakıf olmasın diye, emperyalizmanın yardımcı kuvvet olarak kabul ettiği teokratik nizamdır. Teokratik nizam, dünyanın her noktasında, başka başka çeşit ve nevidedir. Fakat bir esas prensibi vardır ki, o hiçbir yerde değişmez: Dünyadan fazla ahreti düşünmek ve terakki amilleri ile birer birer mücadeleyi başlıca gaye bilmek.

Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf  Belge, Cihan İçinde Türkiye / Ocak 1932]

Klasik iktisatçıların ortaya “buhran” ismi altında sürdükleri ve harpten evvelki siklik ve peryodik buhranlar gibi izah etmek istedikleri cihanşümul hâdise üzerinde durmak istiyoruz. Buhranın “buhran” olduğunu iddia edenler, bunun birçok ârazını objektif bir surette tespit ettikten sonra, davayı, ya para, ya emtia, ya tamirat, yahut da Amerika iktisadiyatı bakımından, fakat her halde yalnız bir tarafından yakalıyarak izaha kalkışıyorlar. Araz arasında, şunlara tesadüf ediyoruz: Yeni sanayi sahalarına (otomobil, elektroteknik, sunî ipek v.s.) akıtılmış korkunç miktarda sermayeler; toprak istihsalinin geniş mikyasta ve şimdiye kadar görülmemiş bir organizasyon norması üzerinden makinalaştırılması; ziraî toptan fiatların arkasından sınaî toptan fiatların da sukutu; feci fiat makasları; alım kabiliyetinin yer yer gerilemesi; işsizler orduları; istihsalin tahdidi; satılmıyan stoklar; daralan pazarlar; emtia hareketleri anarşisinin para ve kredi hareketlerine oradan da kambiyolar ve para esasları üzerine sirayetleri v.s.

Bu arazı, harpten evvelki buhranlarda da tespit etmek kabil olmuştur. Fakat, ne böyle bir mikyas, ne de bu şümul ve heybette bir iktisadî çöküntüyü, iktisat tarihi kaydetmemiştir. Read the rest of this entry »