Archives for category: Burhan Asaf Belge

[Burhan Asaf Belge, Polemik / Eylül 1932]

(G. Safarof’a cevaptır)

Berlin’de The Anti-İmperalist Review isminde emperyalizm aleyhtarı marksist bir mecmua çıkar. Bu mecmua, ikinci teşrinbirinci kânun 1931 tarih ve 2 numaralı sayısında G. SAFAROF’un «Millî kurtuluş inkılâpları» adlı Moskova’da basılmış son eserinden bir parça iktibas etmiştir. İktibas olunan parçaya «Millî kurtuluş inkılâbının nazariyesi» ismi verilmiştir. Hakikaten bu parçada, ötedenberi bu mevzu üzerinde kalem oynatan müellif, millî kurtuluş hareketlerinin nazariyesini vermeğe çalışmaktadır. Bunu yaparken, G. Safarof, Marx ve Engels’den başlamak üzere Lenin ve Stalin’e kadar bir çok marksist rehberler tarafından, davanın gerek inkılâbî ehemmiyetinin gerekse esaslarının verilmiş olduğunu iddia etmekte ise de:

Bu bapta verdiği misaller, hiç te iddiasını teyit edecek mahiyette değildir. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Eylül 1932]

Tanzimat ricali, garp devletlerine karşı bazı taahhütlere girişmişlerdi: Mal ve can koruyabilecek bir asayiş ve bu asayişi temin edebilecek bir idare. Taksimatı mülkiyeyi ve Belediye teşkilâtını ilk olarak onlar yapmışlardır. Fakat bütün bu işlerin muktedir ve mütehassıs bir kadro’suz yürüyemiyeceğini düşünerek «Mülkiyei Şahane»yi açmakla, cidden kendilerine göre isabetli ve esaslı bir programcılık zihniyeti göstermişlerdir. -Temeyyüz etmiş valilerin maiyetinde idare bakımından ameliyat ve tatbikat görmeleri faydalı addedilen Mülkiye-mezunları için «Maiyet memurlukları» ihdas etmek ve, nahiye teşkilâtından vilâyet makamına kadar, alaydan yetişme idare memurlarını mektepten mezun olanlarla değiştirmek gibi prensipler, ilk ağızda, bir hayli güzel neticeler vermiştir. Genç kaymakamlar, gittikleri yerlerde, yolları ve köprüleri yaptırmayı bir mektep ve bir «guraba hastahanesi» inşa ettirmeyi, pazar yoksa açtırmayı varsa takviye eylemeyi meslek aşkının ilk hızı ile şiar edinmişlerdi. Kabilse hattâ bunlara, bir de «Belediye bahçesi» ilâve ederlerdi. Read the rest of this entry »

[Kronikler, Burhan Asaf Belge / Ağustos, 1932]

İstanbul Darülfünununun ıslahı hakkında İsviçreli mütehassıs M. Malche bir rapor vermiştir.

Bu raporun metni, şu ana kadar, bizim gibi bütün memleketin de meçhulüdür.

Alâkadar makamların bu tarzda hareket etmelerinde bir isabet bulunması ihtimalini red eylememekle beraber, memleket davaları hakkında mütalea beyan etmeğe davet olunmuş mütehassısların vardıkları hükümlere bütün memleketin birden ve zamanında muttali olmasında, şüphe edilmesin ki, büyük bir fayda vardır. M. Malche, çok doğru yahut çok yanlış, çok kıymetli yahut çok kıymetsiz bir rapor vermiş olabilir. Hatta böyle bir rapor, Darülfünun hakkında değil de «Türk süngerciliği»ne ait bulunmuş olsa dahi, doğru olup olmaması neşrinden sonra tesbit edilebilecek bir keyfiyettir. Kaldı ki mütehassısın Darülfünun raporu ancak teknik bazı mütalea ve hükümleri ihtiva edebilir. Çünkü milletin ayni zamanda manevî bir müessesesi olan Darülfünunun manevî ıslahı hakkında hiçbir yabancı mütehassısın mütalea be­yan etmesine imkân olamaz. İnkılâp safhasında bulunan bir millet camiasına en uygun gelecek bir Darülfünun, Avrupa’daki nazirlerinin en iyi bir kopyesi değil, inkılâp davasının en seri ve en tam bir şekilde tahakkukuna yardım edecek, belki de bambaşka evsafta ve muhakkak ki yepyeni bir ilmî görüşle mücehhez bulunacak olan bir hareket ocağı olacaktır. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Polemik / Ağustos, 1932]

Dr. Ettora Rossi, – Giornale di Politica e di Letteratura, da- (Politika ve edebiyat gazetesi)nde Türkiyenin millî kurtuluş inkılâbı hakkında ufak bir tetkik neşretmiştir. Doktorun, Türk dostu olduğu, inkılâbımıza tahsis ettiği cemilekâr sözlerden anlaşılıyor. Şu var ki, millî kurtuluş hareketinin tetkik ve tahlili işinde, bütün esas noktaların üzerinden kayarak noksan ve hatalı bazı hükümlere varmakla, bizi İtalyan münevverlerine ve İtalyan inkılâpçılarına fena takdim etmiştir. Bunun sebebi ise, millî kurtuluş inkılâbımızı, tarihî bir seyrin tabiî ve ahenkli bir neticesi olarak alacağına, bizim günlük matbuatımızda çıkan bazı münferit yazılardan istifade etmesi ve bir de inkılâbımızın hususiyet ve sahsiyetini, onu faşist inkılâbı ile mukayese edarek tayine çalışmasıdır.

Filvaki, Dr. Ettora Rossi, bazı Türk muharrirlerinin de düştükleri hatadan kurtulamıyarak, inkılâbımızı sadece «garplılaşma» hareketi diye vasıflandırdıktan sonra irtibatsız olarak, onun muhtelif ânâtını saymaktadır: Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Ağustos, 1932]

Sözü kesilen murahhas, denizdeki adamın simidi artık ele geçiremiyeceğini anlaması gibi devam eder:

- Efendiler! Tamirat ve harp borçları gibi davaların ruzname harici bırakılmaları onlar hakkında görüşmemize mani olamaz (gürültüler, doğru, işidemiyoruz, sadede! sözleri). Para esası meselesini görüşüyoruz. Para, tediyeler ile, tediyeler borçlarla alâkadardır. Bütün bu işlerin bir kül halinde müzakeresini teklif ediyorum.

İner.

***

Büyük devletlerden birinin başmurahhası: Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge / Temmuz 1932]

1932 senesinin Temmuz ayında, masalların dahi kaydetmediği bir hadise oldu: Dünya finans merkezleri birleşti.

Finans merkezleri dediğimiz zaman üç noktayı kasdediyoruz: Londra, Paris ve New-York. Dikkat edilirse, dünyadaki siyasî ve ticarî borç miktarları kaç milyar olursa olsun, alacaklılar, bu üç merkezden biridir. Şimdiye kadar, bu üç merkez arasında görüş ve hareket ayrılıklarına, kendilerinin de birbirlerine karşı alacaklı ve borçlu bulunanları ve bir de, her üçünün de ayrı ayrı, kendi tahsilâtlarını mutlaka başa geçirmek istemeleri sebep oluyordu. Fakat cihan buhranı, her üçünün de şuur ve tahteşşuuruna soktu ki, bu borç ve alacak davalarını birleştirmezler ve kendi davalarını başa geçirmek hastalığından vaz geçmezlerde, neticede, buhran, borçlarla beraber başka şeyleri de tasfiye edecektir. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Temmuz 1932]

Bizdeki «Garpçılık softaları»nın «buharii şerif»i Temps gazetesinde Lucien Romier, makina medeniyeti hakkında şu sözleri sarfediyor: «Maliye ve iktısat hâdisilerinin sevk ve idaresinde hatalar işlemek hususunda en ziyade israr gösteren memleketler, teknik sahasındaki icat ve muvaffakıyetlerin insan karihasını en ziyade heyecan ve taşkınlığa sürüklediği memleketler: Amerika ve Almanya olmuştur. Refahın devamlı şartlarına karşı gösterilecek ihtiyat ve basireti en ziyade ihmal edenler, Amerika ve Almanya yani gerek makina medeniyetinin, ve gerekse rasyonelleştirmenin, standartaştırmanın ve taylorculuğun inkişafında en büyük hisse sahibi olan memleketler olmuştur.»

Lucien Romier kimdir ve kimin namına konuşuyor? Kim olduğu, onu, kıymet bakımından tasnif etmek istiyenleri alâkadar eder. Namına konuşmakta olduğu şeyi tesbit etmek, bizce Lucien Romier’nin de hakikî tarifini yapmak demektir. Bu zat, Temps gazetesinde dile geliyor. Temps’in Fransası namına konuşuyor. Temps, Fransız sermayesile Fransız ağır sanayiinin organıdır. Yani Fransız tekniğinin ve bu teknik için kabul edilecek ilerilik (yahut gerilik) seviyesinin nâzımı olan bir sanayiin organıdır. İşte bu gazetede bir imza, tekniğin beynelmilel inkişaf ve terakkisi bakımından, Amerika ve Almanyayı, yani tekniği en ileri götürmüş olan memleketleri, tekniği daha büyük bir inkişaf ve terakkiye mazhar kıldıklarından dolayı, cihan ıztıraplarının mes’ulu ilân ediyor. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Haziran 1932]

Devrimiz, cemiyet kategorisinin müşahhas ve tatbikî bir şekilde idraki devridir. Fransız inkılâbına takaddüm eden içtimaiyatçıların cemiyeti idrak edişlerile devrimiz içtimaiyatçılarının idrak edişleri arasında, hayret edilir, bazı köhne kafalar, nasıl olur da bir fark olması lâzımgeleceğini bir türlü kabul edemezler!

***

Arada, bir buçuk asırlık bir zaman fasılasına sığmış öyle muazzam bir teknik inkılâbı karışmıştır ki: insanı kol ve beygir kuvvetile işliyen iptidaî aletlerden ayırarak 200.000-900.000 beygir kuvvetlik kudret cüzütamlarının yardımlarile teçhiz eden bu inkılâp, cemiyetin bütün uzviyetini ve bütün nesçlerini hüküm ve iradesinin altına almıştır. Öyle ki, eski telâkkilerine sadık kalmak isteyen herhangi bir cemiyet, böyle bir dev-tekniği istiap edeceğini zannetmekte nekadar taallül gösteriyorsa parçalanma tehlikelerini o nispette göze alıyor demektir. Yahut, modern teknikten mahrum olan cemiyetler zaviyesinden bakınca bu cemiyetler bu modern tekniği almakta nekadar taallül gösteriyorlarsa gittikçe teressüm etmekte olan yeni nizamin ilk ve en talili mensupları olmak fırsatını o nisbette kaçırıyorlar demektir. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Kronikler / Mayıs 1932]

Mançuri meselesi, aylar var ki, gazetelerin hemen hergün bir kaç sütununu kiralar. Şangay’ın işgali, Şangay etrafında muharebeler, bitaraf mıntakalara tecavüz, muvakkat silâh mütarekeleri, Japon amiralına karşı suikast ikinci bir Rus Japon muharebesi tehlikesi ve nihayet, Japon baş vekilinin katli hâdisesi, Mançuri meselesi, etrafında verilen şimdiye kadarki haberlerin en mühim başlıklarıdır.

Japonya, Mançuriyi niçin işgal ediyor?

Japonya, Uzakşarkın en mühim devletlerinden biridir. 1868 ihtilâlinden beri, sanayileşmek ve Garplılaşmak programını tatbik etmektedir. Bu programında o kadar muvaffak olmuştur ki, 1905’te Ruslara karşı olan muvaffakıyetinden sonra, cihan devletlerinin birinci sınıfına geçmiştir. Onlar kadar sanayileşmiş, onlar gibi silâhlanmış ve nihayet “cihan buhranı” batağına onlar kadar batmıştır. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Kronikler / Mayıs 1932]

Radyodaki parazitler kadar kötü bir tesir yapan “Konferans” kelimesine bir kere daha tesadüf ediyoruz. Niçin bir kere daha olsun? Adım başında ayağımıza, yerinden oynamış kaldırım taşı gibi dolanan; iki cuma arasında bazan bir, bazan iki kere ve hep ayni kurbağa haykırışmalarile kulağımıza gelip bize gene bir batağın yanından geçmekte olduğumuzu hatırlatan hep bu “konferans” kelimesi değil midir?

Bu seferki konfrans, Ottawa ismini taşıyor. Fakat bir ismi de “İmparatorluk konferansı”dır. Britanya, buhranın azgın fırtınasında rahneler almış olan heybetli teknesini kendi kızaklarında değil, Kanada’nın hükûmet merkezi olan Ottawa’da tamir etmek istiyor. Britanya ananın bütün evlâtlarına bir cemilesi. Fakat bir taraftan da Britanya ananın en sevgili yavrusuna bir cemilesi. Kanada’ya. Gerçi Hindistan gibi milyonlar sayan bir çocuğu daha vardır. Fakat bu, onun öz yavrusu değil, bir beslemesidir. Ahretliği. (yoksa, dünyalığı mı!?) Onu, ötedenberi horca kullanmıştır. Fakat Kanada, Britanya’nın nazlı, hem de yetişmiş bir kızıdır. Sam Amıca gibi tehlikeli bir hovarda ile kapıkomşu olması, kızcağız için bariz bir tehlikedir. Read the rest of this entry »