Archives for category: Başyazı

Dil kurultayı. Yine büyük milletin yüzünde büyük gönlünün efkârlanmağa başladığı okunuyor. Her kendi içine döndükçe, o durgun gönül bulanır, o yeğit başı dumanlanır ve toprak – ananın başaklarını cömertçe salması gibi ana – millet büyük hâdiselere gebe kalır. Millet, Dil Kurultayı’nda. Yeni dil doğuyor.

Dört adam, bir tabutu sessizce serviliklere taşıyorlar. Beşiktekiler farkında mı? Enderunun bir sadık kulu daha, OSMANLICA, ömrünü tamamlamış, gidiyor. Beşiktekilere ne mutlu! Osmanlı yarımüstemlekesinin bu sırasıra mevtalarını gömmek için ömürlerinin arsasında bir mezarlık payı ayırmağa mecbur kalmıyacaklar. Yeni yapılardan başka birşey görmiyecek onların: dümdüz temizlenmiş, sınırsız gönülleri. Read the rest of this entry »

Harpsonu matbuatını iki ana gruba ayırabiliriz:

Kazanç matbuatı,

İnkılâp matbuatı.

Kazanç matbuatı için, gazete çıkarmak, her hangi bir dükkân veya fabrika açmak gibi bir «iş»tir.

Kazanç matbuatında gazete, dükkânda satılan mal veya fabrikada yapılan eşya gibi yalnız kazanç için bir «vasıta»dır.

Kazanç matbuatı, piyasada tutunabilmek için geri, fakat kalabalık kütlenin seviyesine ve zevkine düşmek, onun sevki tabiîlerini istismar etmek ve hattâ halkın fikir ve şahsiyet sahibi kısımlarının seviyesini de bu kalabalığın seviyesine indirmek cehdindedir.

Onun için, bir memleketin kazanç matbuatı, ne derece basit, hafifmeşrep, şahsiyetsiz, iptidaî ve cür’etli ise, o memleketin okuyucu kalabalığının irfan ve kültür seviyesi de o kadar sathileştirilmiş demektir. Read the rest of this entry »

1922. 30. Ağustosundan şimdi bizi ayıran, tam on yılın zaman mesafesidir. Zaman her ân biraz daha yürüyor. Bu mesafe her gün biraz daha açılıyor. Fakat bu ne garip tecelli ki, bu zaman mesafesi bizi, 1922. 30. Ağustosundan ne kadar uzaklaştırırsa, uzaklaştırsın, biz mânen ona her ân biraz daha dönüyor, biraz daha yaklaşıyoruz.

Ona döndükçe ve ona yaklaştıkça, kanımızda sıhhatin ve heyecanımızda tazeliğin, hudutsuz coşkunluğunu duyuyoruz. Read the rest of this entry »

Objektif mevzuu, milletimizin tam ve noksansız kurtuluşu olan inkılâbımızın gittikçe mürekkepleştiğini ve mürekkepleştikçe derinleşerek verimlileştiğini görmemek, ya millet davası ile bir alâkasızlığın yahut bit kısa ve kifayetsiz görüşün eseri olabilir.

***

Millî kurtuluş inkılâbımız, sokak nümayişleri, beynelmilel konferans ve müesseselere yalvarma istidaları takdimi gibi ancak şaşkınlığın ve aczin tavsiye edebileceği hareketler üzerinde kalarak milletin mukadderatını bir takım gecikmelere salmadan yahut bir takım çıkmazlara sokmadan, Sivas ile Lausanne arasındaki yolu bir hamlede söktü. Millet, bu hamlesile, harice karşı siyasî istiklâle götüren destanını yazdı. Read the rest of this entry »

Ankara, Moskova ve Roma, harpsonu devrinde, her biri bir başka mahiyet ifade eden üç büyük cemiyet hareketinin, üç merkezi ve üç mihveridir.

Ankara, Moskova ve Roma arasında müşterek olan nedir?

Dar görüş ve manasız görüş, bu sualin cevabını derhal, dar ve manasız bir politika kombinezonu içinde aramak ister. Halbuki bizce her üç harekette de asıl olan, bu hareketlere sahne olan her üç memleketin, klâsik yollar ve kaideler haricinde «yeniden ve teknik kuruluşu»dur. Bu kuruluş cidalinde şart olan inkılâp idealizmi ve nefs feragati, her üç hareketin rehper kadrosu için, zarurî bir ahlâk iştirakini ifade eder. Read the rest of this entry »

Werner Sombart, en son eserinde Almanya’nın Gazi, Lenin, Mussolini çapında bir «irade adamı»na muhtaç olduğunu, aksi takdirde kaos’a doğru yuvarlanacağını söylüyor.

İnsan zekâsının tecellî ettiği bütün sahalarda yarattığı kabiliyetlerin bolluğile mümtaz bir mevki kazanan Alman milleti, bugün irade kısırlığının ıstırabını çekiyor:

Yapılması lâzım geleni bilen, fakat yapamıyan; yapmak için her vasıta ve imkana malik bulunan fakat bütün bunları emrine râmedemiyen; bolluk içinde kıtlık çeken; varlık içinde yoksulluk geçiren Alman milletinin kuvvetli bir irade adamına olan hasretinin şiddetini, ancak yoktan var olan Türk milieti takdir edebilir. Read the rest of this entry »

Fikir hareketi, yaşama ve yaratma kabil’yetinde olan cemiyetlerin işidir.

Dahilî bünyesi, çölde kalan bir İsrâil sıptının mekanizması kadar basit bir «iptidaî cemiyet»te fikir hareketi olamaz. Bir Orta Çağ iskolastizminin, her şeyi ebedî kaidelere rapteden muzlim durgunluğu içinde bir fikir hareketi olamaz.

Fikir hareketi vermiyen, bulunduğu noktada kalan, yeni fütuhat peşinde yeni hamleler yapmıyan bir donmuş ve terakkiden kalmış cemiyetin havasında ise, ancak inhilâl unsurları gıda bulabilir.

Biz, inkılâbımız ilerledikçe ve derinleştikçe, onun nazarî mahiyeti ve ideolojik esasları etrafında büyüyen fikir taharrilerinin de genişliyeceğine ve derinleşeceğine eminiz. Read the rest of this entry »

Yuhanna’nın İncili şöyle başlar: “İptidada kelâm var idi.” Faust, on dokuz, yirmi asır sonra: “İptidada fiil (action) vardı.” diyecektir. Yuhanna ile Faust, bin dokuz yıl fasıla ile, hemen aynı mefhumu ifade etmişlerdir. Her ikisi de, tabiatın, vücudun, yani, maddenin evveline mutlaka bir şey getirip koymak istemiştir.

Dünyanın bu teolojik taarifi, Eflatun’dan Hegel’e kadar insanlığın bütün fikir tarihinde hüküm sürer.

***

Bu tarihin, bin türlü hata ve dalâletle yüklü oluşunun sebebini, işte, burada aramak lâzımgelir. Bütün maceralarımızın, bütün didişmelerimizin, bütün perişanlığımızın sebebi de bundadır. Obje ile süje, tabiatle insan, veya, cemiyetle fert arasındaki gözkarartıcı uçurumu, bu, kazmıştır. Read the rest of this entry »

[Başyazı / Şubat 1932]

Alman edebiyatının temel direklerinden Lessing, «Nathan der Weise» isminde bir piyes yazmıştır. Piyeste Salahattini Eyyubî’nin «hak din hangisidir?» sualine ihtiyar ve akıllı bir bezirgân olan Nathan, şu hikâye ile cevap verir:

“Bir baba, ölürken, aynı derecede sevdiği üç oğluna birer yüzük bırakır. Yüzüklerin her üçü de (Yahudilik, Hiristiyanlık ve Müslümanlık..) bir hakiykî yüzüğün farkedilmez taklididirler. Hakiykî yüzük ise, hak dini temsil eder.

Üç kardeşin her biri, hakiykî yüzüğün, kendisine verilmiş olduğu iddiasındadır. İş, nihayet, hâkimin huzuruna kadar intikal eder.

Read the rest of this entry »

[Başyazı / Ocak 1932]

Türkiye, bir inkılâp içindedir. Bu inkılâp durmadı.

Bugüne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz muazzam kıyam manzaraları, onun yalnız bir safhasıdır. Bir ihtilâl geçirdik. İhtilâl inkılâbın gayesi değil, vasıtasıdır.

Bu ihtilâl safhasında dursaydık inkılâbımız akim kalırdı. Halbuki o, genişliyor, derinleşiyor. O henüz son sözünü söylemiş, son eserini vermiş değildir. Tesviye edilmiş bir zemin üstünde yarınki Türk cemiyetinin, kendine has ve kendine uygun binası kuralabilmek için, inkılâbımız, derinleşme ve genişleme istikametindedir.

Read the rest of this entry »