[İsmail Hüsrev Tökin, İktısadî Kronik / Nisan 1932]

Asyayı, mütemadiyen oğul veren bir arı kovanına benzetmek mümkündür. Kadim medeniyetlerin beşiği, asırlarca kendi dışına insan oğulları verdi. Bu arı kovanının faaliyeti, bazen büyük medeniyetlerin hayatına mal oldu. Bazan yeni ve muhteşem medeniyetler kuran nesiller verdi. Arı kovanı bugün de çalışıyor ve şark, garp, şimal, cenup verdiği yeni oğullarının daimî akını halindedir.

Sıkışık insanlar kıt’ası Asyada yüzler hanesini aşan milyonlarca insana hudutlar dar geliyor. Orada milletlerin fazla yer kapmak için bazen sessiz sedasız, bazen ölüm makineleri altında cereyan eden bir gırtlaklaşma hareketi vardır. Bazen semavî bir afet bir hamlede milyonlarca insanı silip götürür. Bunların boş kalan yeri yine bir hamlede yeni insanlarla dolar. Hulâsa Asya, insan kalabalıkları, akıllara hayret veren bir kıt’adır.

***

Garp tekniğinin, garp kültürünün Asyaya girmesi, nüfus hareketleri üzerinde çok müessir olmuştur. Meselâ Japonya kapılarını Avrupa ticaretine açmadan evvel, Japon nüfusu, yüz elli sene evvel 26 ile 27 milyon arasında sıkışmış kalmıştı. 1871-de ise yani Avrupa ile serbest münasebetin teessüsü tarihinden üç sene sonra yapılan bir tahrirde nüfus miktarının birdenbire 32 milyon 9 yüz bine fırladığı görüldü. Bugün Japonya’da bu miktarın iki misli insan vardır. Tevellüdatta henüz tenakus yoktur. Bilâkis bir tezayüt vardır. 10 sene evvel senelik vasatî nüfus artışı 600 bin iken bugün bir milyondur.

Kore’da Japon istilâcılığının mahallî iktisadiyat üzerine olan tahripkâr tesirlerine rağmen nüfus miktarında bir tezayüt müşahede edilmektedir. 1906-da 9.781 bin yerli sayılmıştı. 1929-da bu miktar 19.331 bine çıktı. 23 sene zarfında iki misli bir tezayüt.. Çin’den, Mançuri’den, şarkı Sibiryadan hicret eden milyonlarca insan bu miktara dahil değildir.

Çin nüfusu bugün 500 milyon tahmin ediliyor. Bu miktarın nısfı(Yangtse) nehrinin münbit sahillerinde toplanmıştır. Çin iktısadiyatı, modern teknikle teçhiz edilse, nüfus tezayüdünün fantastik adetlere baliğ olacağı aşikârdır. Çin’de bugünkü meskûn sahalardan maada daha yüzlerce milyon insan yaşatacak mıntakalat vardır. Modern teknik, modern kültür, Çin için açlığın, müstevli hastalıkların, feyezanların, vefiyat miktarının tenakusunu hattâ külliyen kalkmasını ifade eder. Bunlar kalktığı takdirde yüz sene zarfında Çin nüfusunun 8 milyara çıkmasını bekliyebiliriz. Her kırk senede bir nüfus miktarı iki misli artarsa, yüz sene sonra Asya, üç milyarlık bir Çin nüfusunu yani dünyada mevcut insanların yekûnundan bir milyar fazla insanı beslemiş olur.

Hindistan nüfusu, 40 senede 50 milyon yani yüzde 20, Malinezya hükûmetlerinde nüfus yirmi sene zarfında iki misli artmıştır. Cavada nüfus 32 milyondur. 1800 senesine nazaran on misli bir tezayüt vardır. Filipin adalarında insanların adedi 25 sene zarfında iki misli olmuştur.

Halbuki Asyada nüfusun tezayüdünü arttıracak medeniyet şartları henuz teessüs etmemiş, olduğu halde Avrupada bu şartlar teessüs etmiş ve maziye karışmağa bile başlamıştır. 1815te Napoleon harplerinin hitamından sonra Avrupanın nüfusu, 210 milyondan fazla değildi. Bu miktara menşei, Avrupa olan deniz aşırı memleketlerde sakin insanlar da dahildi. Bir asır sonra Cihan harbinin başında (Amerika nüfusile menşei Avrupa olan diğer memleketler sakinleri de dahil olmak üzere) Avrupa nüfusu 645 milyonu bulmuştu. Bu tezayüt temposu bir asır daha devam ettiği takdirde dünya yüzünde kanı Avrupaî insanların adedi iki milyar olacaktır. Fakat şunu da unutmayalım ki, Asyada bu müddet zarfında bundan tabiî servetlerinden istifade ettiği modern tekniği bütün şümulile tatbik ettiği takdirde nüfusunu milyarlara çıkarabilir. Meselâ yalnız Çin nüfusu 8 milyar olabilir. Müstemlike hakkını hakir gören imperyalist Garbin tabirlerile söyliyelim “beyazlar”la “renkliler”in nüfusu daima “renkliler” lehine artacaktır.

Sovyetlerde nüfus senede vasatî olarak 3 milyon artmaktadır. Moskovadaki demoğrafi müessesesinin bir tahminine göre önümüzdeki yirmi sene zarfında Sovyetlerin nüfusu 170 milyondan 250 milyona çıkacaktır.

Türkiyeye gelince, bizde 1927 senesinde yapılan tahrirde Türkiye nüfusunun 14 milyon olduğunu öğrendik. Bu miktarın azalıp veya çoğaldığını ancak ileride yapılacak bir tahrirle anlıyabiliriz. Fakat şu muhakkak ki, Türkiyede teknik seviye yükselmedikçe, istihsal fazlası temin edilmedikçe, en kuytu yerlere kadar modern kültürün icabatı girmedikçe, nüfusun seri bir tezayüdünü beklemek manasız olur.

Neşet Halil Beyin neşrettiği bir nüfus kitabından Türkiye tevellüdatın bin kişide 35 olduğunu öğreniyoruz. Halbuki başka memleketlerde bu miktar binde âzamî kırktır. Birkaç satır aşağıda yine öğreniyoruz ki, binde 53 tevellüdata mukabil binde 48 vefiyat vardır. Görülüyor ki, Türkiye fazla çocuk doğuruyor fakat hepsini yaşatamıyor.

Binaenaleyh Türkiyenin kalabalık bir memleket haline gelmesi için modern teknikin, modern kültürün memlekete sür’atle girmesi lâzımdır.