[Şevket Süreyya Aydemir / Ekim 1932]

Türk inkılâbı, Türk teşkilâtçısından bir «İşplânı» bekliyor. Bu iş plânının ilk adımda hedefi; Türkiyede «İçpazar»ın yaratılması ve tanzim edilmesidir.

İçpazar deyince biz, her şeyden evvel, Türkiyede Türk emtiası arz ve talebinin ve bu suretle de Türkiyede Türk emtiasının mübadelesi ve paraya tahvili imkânının bütün memleket mikyasında bir genişlik almasını, yani millî iktisat işlerinin «Memleket – şumulleşmesi»ni anlıyoruz. Bütün hudutlarımızı saran ve memleketin her bucağını birbirine bağlıyan, «vatan – şumul» bir ik­tisat birliği, şimdi millî bir iş plânının, hem tezi, hem mevzuudur. Bu tezin ve bu mevzuun manasını olduğu gibi anlayabilmemiz için şu nokta üstünde biraz duralım: Read the rest of this entry »

Dil kurultayı. Yine büyük milletin yüzünde büyük gönlünün efkârlanmağa başladığı okunuyor. Her kendi içine döndükçe, o durgun gönül bulanır, o yeğit başı dumanlanır ve toprak – ananın başaklarını cömertçe salması gibi ana – millet büyük hâdiselere gebe kalır. Millet, Dil Kurultayı’nda. Yeni dil doğuyor.

Dört adam, bir tabutu sessizce serviliklere taşıyorlar. Beşiktekiler farkında mı? Enderunun bir sadık kulu daha, OSMANLICA, ömrünü tamamlamış, gidiyor. Beşiktekilere ne mutlu! Osmanlı yarımüstemlekesinin bu sırasıra mevtalarını gömmek için ömürlerinin arsasında bir mezarlık payı ayırmağa mecbur kalmıyacaklar. Yeni yapılardan başka birşey görmiyecek onların: dümdüz temizlenmiş, sınırsız gönülleri. Read the rest of this entry »

[Falih Rıfkı Atay, Kronikler / Eylül 1932]

(5.9.1932 tarihli Hakimiyeti Milliyeden)

Türk inkılâbı için en faydalı fikir eserlerinden başlıcası, Şevket Süreyyanın yeni çıkan «İnkılâp ve Kadro»su olduğuna şüphe yoktur. Şevket Süreyya bu kitabında İnkılâp Türkiyesinin toptan yekûn inşa plânı hakkında esas prensiplerini izah etmektedir. Türk inkılâbı nedir? Harpsonrası inkılâpları ile karşılaştırıldığı zaman, kendisinde gerek millî gerek beynelmilel hangi hususî kıymetler tebarüz eder? Türk inkılâbı garp ve şarkı, dünya buhranını, milletler arasındaki fikir cereyanlarını nasıl görür ve muhakeme eder? Kendi buhranı ne­dir? Türk inkılâbının çocuğu, genci, terbiyesi, iktisadı, fırkası, hulâsa nizamı nedir, ne olmak gerektir? Read the rest of this entry »

[Şevket Süreyya Aydemir / Eylül 1932]

İstanbul’un mütareke senelerindeki tarihini yazacak olan çocuklarımız ve torunlarımız, o günlerin bütün levsine ve iman teşettütlerine rağmen, millî istiklâl mefkûresini tatlı bir alev gibi bu esir şehrin vicdanına akıtan bir avuç genç ve cür’etli muharririn aziz simaları üstünde bilhassa duracaklardır. Falih Rıfkı bu muharrirlerden biridir.

Mütareke yıllarında bir taraftan müstevlilerin ve Galata unsurlarının tehdit ve tahkirlerine, diğer taraftan, başlarında fes, fakat beyinlerinde harâbâtî bir Şarklılığın bütün masiyetlerini gezdiren yerli mürtecilerin kin ve iftiralarına kahramanca mukavemet eden bu genç mücadelecinin talihi, zafer günlerinden sonra da tamamile değişmiş değildir. Millî mücadelenin zaferinden sonra da Falih Rıfkı, her sahada libasını değiştiren, fa­kat ahlâkını ve silâhlarını hiç bir zaman değiştirmiyen fesat ve muhalefet muharrirlerinin, daimî kin ve gayzlarının ilk hedefi olarak kalmıştır. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Polemik / Eylül 1932]

(G. Safarof’a cevaptır)

Berlin’de The Anti-İmperalist Review isminde emperyalizm aleyhtarı marksist bir mecmua çıkar. Bu mecmua, ikinci teşrinbirinci kânun 1931 tarih ve 2 numaralı sayısında G. SAFAROF’un «Millî kurtuluş inkılâpları» adlı Moskova’da basılmış son eserinden bir parça iktibas etmiştir. İktibas olunan parçaya «Millî kurtuluş inkılâbının nazariyesi» ismi verilmiştir. Hakikaten bu parçada, ötedenberi bu mevzu üzerinde kalem oynatan müellif, millî kurtuluş hareketlerinin nazariyesini vermeğe çalışmaktadır. Bunu yaparken, G. Safarof, Marx ve Engels’den başlamak üzere Lenin ve Stalin’e kadar bir çok marksist rehberler tarafından, davanın gerek inkılâbî ehemmiyetinin gerekse esaslarının verilmiş olduğunu iddia etmekte ise de:

Bu bapta verdiği misaller, hiç te iddiasını teyit edecek mahiyette değildir. Read the rest of this entry »

[Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Eylül 1932]

Rusya, Çarlık Rusya’sı bütün o haşmet ve debdebesine rağmen Avrupa nazarında iktısaden geniş bir müstemleke, tâbi bir pazar olmaktan başka bir kıymet ve ehemmiyeti haiz bulunmuyordu. Fransız bankalarının en hovarda müşterisi, İngiliz emtiasının en sadık alıcısı Rusya idi. Japonya, birer istiridya kabuğu gibi, tayfunlu Sarı-Denizin dalgalarında sallanan adaları üstünde kaç yıldır Mançuri’den Sibirya’nın engin topraklarına giden yolları gözetliyordu.

Bütün bu bakımlardan, İytilâf devletleri için Rus inkılâbının vehameti yalnız Cihan harbinde şark cephesinin bozuluşuyla kalmadı. Fakat, yeni bir iktısadî nizamın başlangıcı olmak dolayısiyle imperialistlerin istikbale ait bütün ümitlerini kırdı geçirdi, ve, Kızıl Rusya ülkesi, müflis bir kibar zadenin şatosu gibi alacaklı mürabahacılar, bezirgânlar, simsarlar ve gasıplar tarafından çepçevre çevrildi. Lâkin, bu aç gözlü menfaatçiler, komünist inkılâbını abluka altına alırlarken asıl maksatlarını asla ifade etmiyorlardı. Tıpkı cihan harbinde olduğu gibi bir insanî (!) davanın müdafaası uğrunda çalıştıklarını söylüyorlardı. Read the rest of this entry »

[Burhan Asaf Belge, Cihan İçinde Türkiye / Eylül 1932]

Tanzimat ricali, garp devletlerine karşı bazı taahhütlere girişmişlerdi: Mal ve can koruyabilecek bir asayiş ve bu asayişi temin edebilecek bir idare. Taksimatı mülkiyeyi ve Belediye teşkilâtını ilk olarak onlar yapmışlardır. Fakat bütün bu işlerin muktedir ve mütehassıs bir kadro’suz yürüyemiyeceğini düşünerek «Mülkiyei Şahane»yi açmakla, cidden kendilerine göre isabetli ve esaslı bir programcılık zihniyeti göstermişlerdir. -Temeyyüz etmiş valilerin maiyetinde idare bakımından ameliyat ve tatbikat görmeleri faydalı addedilen Mülkiye-mezunları için «Maiyet memurlukları» ihdas etmek ve, nahiye teşkilâtından vilâyet makamına kadar, alaydan yetişme idare memurlarını mektepten mezun olanlarla değiştirmek gibi prensipler, ilk ağızda, bir hayli güzel neticeler vermiştir. Genç kaymakamlar, gittikleri yerlerde, yolları ve köprüleri yaptırmayı bir mektep ve bir «guraba hastahanesi» inşa ettirmeyi, pazar yoksa açtırmayı varsa takviye eylemeyi meslek aşkının ilk hızı ile şiar edinmişlerdi. Kabilse hattâ bunlara, bir de «Belediye bahçesi» ilâve ederlerdi. Read the rest of this entry »

[Millî İktisat Tetkikleri, İsmail Hüsrev Tökin / Eylül 1932]

III.

Geçen iki makalemizde (1,2) Türkiyede derebeylik rejiminden bahsederken, mütalealarımızın merkezi sikletini derebeyi ismini verdiğimiz içtimaî unsurla köylü arasındaki istihsal münasebetleri teşkil ediyordu: derebeyi ile köylü arasındaki tâbiiyet şekilleri, mahsule iştirak tarzı ilh. Bu içtimaî istihsal münasebetlerinin bir diğer cephesi daha vardır ki, o da toprağa tasarruf veya temellük edenle devlet arasındaki hukuk münasebetleridir. Bunlar toprak mülkiyetinin temin ve teyidine müteallik münasebetlerdir. Osmanlılar devrinde bu münasebetlerin tarihî seyrini iki devire ayırmak mümkündür: birinci devir Tanzimattan ve arazi kanununun neşri tarihinden evvel, ikinci devir de sonradır. Yalnız tanzimat ile arazi kanununun neşri tarihi arasında küçük bir intikal safhası vardır ki, bu safhanın tecrübeleri, arazi kanununu hazırlamıştır. Read the rest of this entry »

[Edebiyat, Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Eylül 1932]

Ne zaman Türkçenin ıslah ve tedvini işi ortaya atılsa, daima, Pleiades devrine mensup Fransız şairlerinden birinin şu sözü hatırıma gelir: «Zavallı Fransızcacık; bakımsız, cılız fidan!.» Bundan yüzlerce yıl evvel yazılmış bir risaleden bu yarım cümle bugünkü Türkçe hakkındaki hissimin sadık bir ifadesidir.

***

Zavallı Türkçe; bakımsız, cılız…» Lâkin. Türkçe bir fidan değil ki…

O, bir kocaman çınardı. Önce Arabiyat ve Acemiyat mutasallıflarının, sonra da, bizim, biz Frengiyat snoplarının elinde bir melez lehçe haline girdi. Saffetini kaybetti. Kuvvetten düştü. Kendine uygun olmıyan kalıplar ve kılıflar içinde kötürümleşti. Sarardı, soldu, nihayet, bugün elimizde bulunan amelimanda battal âlet şeklini aldı. Read the rest of this entry »

[Millet İktisadiyatı, Vedat Nedim Tör / Eylül, 1932]

Tütün, üzüm, pamuk, fındık gibi kıymetçe umum ihracatımızın % 42 ilâ 55′ini tutan ihracat mallarımızın yedi senelik ihracat kıymetleri yekûnunda fındık, dördüncü mevkii tutmuş ve hattâ bazı seneler, mevsim ve piyasa tesirleri neticesinde, üçüncülüğü (1925, 1928 ve 1930 senelerinde) ve hattâ ikinciliği bile (1927 senesinde) kazanmıştır.

- Tütün Üzüm Pamuk Fındık Yekûn Umum ihracat kıymetinin %’de
1924 64.353.563 18.233.531 11.390.539 7.585.887 83.563.520 52
1925 60.244.493 10.999.246 14.905.946 14.180.679 100.330.364 52
1926 67.457.261 12.561.233 11.525.386 11.365.075 102.908.955 55
1927 43.837.051 7.603.691 10.198.591 10.365.365 72.004.689 45
1928 54.028.234 15.229.484 10.065.678 10.268.650 89.592.046 52
1929 40.687.158 9.931.374 10.898.015 4.678.070 66.194.617 42
1930 42.981.058 9.960.306 14.269.667 10.291.508 77.502.539 51
Lira 355.588.818 84.518.865 83.253.822 68.735.225 592.096.730

Read the rest of this entry »