Şubat 1932 sayısını tek dosya halinde .pdf formatında siteye yükledik.

Bu linke tıklayarak ilgili dosyayı görüntüleyebilir ya da link üzerinde sağa tıklayarak dosyayı bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Sitenin Eski Sayılar bölümünde Kadro dergisinde yayınlanmış olan makaleleri tarih ve de dergi içerisindeki sıraya göre yayınlayacağımızı daha önce duyurmuştuk. Bu şekilde bir süredir her gün derginin ilk sayısı olan Ocak 1932 sayısından makaleler yayınlamaktaydık.

2 Ocak 2010 tarihi itibariyle ilk sayıdaki makalelerin hepsini yayına aktarmış olduk. 3 Ocak tarihinde de Şubat 1932 sayısına geçtik.

Bunlara ek olarak, bugün de Ocak 1932 sayısını tek dosya halinde .pdf formatında siteye yükledik. Bu linke tıklayarak ilgili dosyayı görüntüleyebilir ya da link üzerinde sağa tıklayarak dosyayı bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

KADRO dergisinin elimizde bulunan bu ilk cildinde, her ne kadar Türk Dilinin sadeleşmesi ve gelişmesi ile ilgili sadece bir yazı1 yer alıyorsa da, derginin devamlı yazarlarının, inandıkları ve savundukları «inkılap» düşüncesi içerisinde, ana dilimizin, gerek aydınların ve gerekse basit halk adamlarının anlıyabileceği bir duruma gelmesini içten istemiş olduklarını tahmin etmek, güç olmasa gerek. Aynı yazarların daha sonraki sayılarda ve KADRO dışında geçirdikleri yıllarda dil konusundaki tutumları ve anlayışları göz önünde tutulursa, Türk Dilinin gelişmesinde ve sadeleşmesinde, Atatürk’ün direktifleriyle kurulacak olan Türk Dil Kurumu henüz yokken, bu yazarların kesin bir tavır ortaya koyamayacaklarını da kabul etmek zorundayız.

Gerek KADRO’nun yayımlandığı ve gerekse Türk Dil Kurumu’nun, «Türk Dili Tetkik Cemiyeti» adı ile kurulduğu ayların aynı yıl içinde (1932) birbirini izlemesi, o yıllarda, Türk Dilinin sadeleşmesi ve Osmanlıca’nın ile diğer «yabancı dillerin boyunduruğundan»2 bir an önce asıl benliğine dönüşmesi özleminin, çok güçlü bir şekilde düşünce dünyamızda kendisini hissettirdiği anlaşılır. Bu özlemi destekliyen ve onu en geniş anlamiyle uygulama alanında başarıya ulaştıran, Atatürk olmuştur.

Read the rest of this entry »

Kadro dergisi 1932 yılının ocak ayında yayınlanmaya başladı.(1) Yayını, daha sonra ağır eleştirilerine uğradığı çevrelerde bile ilgiyle karşılandı.(2) Bu ilgi Kadro’nun 1932 yıllarının alışılan yayıncılığından farklı olmasından doğmuştur. Kadro, sol basının olmadığı bir dönemde, resmi görüşleri yansıtan yayınlarla, iş çevrelerinin sözcülüğünü yapan gazete ve dergilerin çoğunlukta olduğu bir ortamda yayınlandı. Bu yeni dergi, bazı eleştirilerin dışında, resmi görüşlere karşı çıkmadı; onları sistemli hale getirmeye uğraştı. Kendi deyişiyle (Kemalist) «inkılâbın ideolojisini»(3) yapmaya çalıştı: Türk devrimi sömürgeci-sömürülen ülke çelişkisinin ortadan kaldırılması dönemini başlatmıştı. Tarihte eşi görülmemiş bu olay, kapitalizm ve sosyalizmden farklı bir sistemin kurulmasını sağlayabilirdi. Bu sistem devletçilikti. Kadro devletçilik görüşünü sınıf gerçeğini yadsıyan resmi görüş üzerine kurdu. Devletçilik ne burjuvazinin ne de işçi sınıfının egemenliğine dayanacaktı; bu yeni sistem millet egemenliği esası üzerine kurulacaktı.

Sözü edilen bu özellik ve görüşleri Kadro’nun yayın hayatı boyunca önemli güçlüklerle karşılaşmasına neden oldu. Güçlük önce yönetici kesimin bir bölümünden geldi. Kadro’nun sahibi Yakup Kadri Karaosmanoğlu anılarında, Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) Genel Sekreteri Recep Peker’in dergi fikrine daha başlangıçta karşı çıktığını anlatır. Peker, devrimleri açıklayacak, partiye öncülük edecek bir yayını ancak parti yöneticilerinin çıkarabileceğini savunuyordu.(4) Bu görüş, gerekli izin daha üst kademelerden alındığı için derginin çıkışı ve yayınında etkili olmadı, ancak Kadro’nun yarattığı tartışmalarda ya da Kadro’ya yöneltilen eleştirilerde onu savunabilecek çevreleri zayıflattı, hatta bazen tartışma açılmasına yol açtı.(5) Read the rest of this entry »

1932-1935 yılları arasında yayınlanmış olan KADRO dergilerinde sergilenen görüşler, Türk siyasal hayatında Kadro Hareketi diye anılan bir düşünce akımını oluştururlar. Bu düşünce akımı, temel olarak, devletçiliği savunmuştur. Ancak Kadro’nun devletçilik anlayışı, yine aynı dönemlerde hükümet politikası olarak benimsenmiş olan devletçilik anlayışından oldukça farklıdır. Kadrocular, kapitalizmin ve sosyalizmin dışında, Türkiye’nin koşullarına uygun yeni bir toplumsal sistem arayışı içindedirler. Kadro dergilerinde açıklanan devletçilik işte bu yeni toplumsal sistemin adıdır.

Bilindiği gibi 1930′lar dünya kapitalist sisteminin büyük ekonomik bunalım dönemidir. Bu sistem içinde yer almış olan Türkiye’de de ekonomik bunalım bütün şiddetiyle yaşanmaktadır. Kurtuluş savaşından sonra maddi durumlarında bir iyileşme görmeyen halk zaten hükümetten hoşnut değildir. 1929 dünya buhranının etkisi halkın sıkıntısını bir kat daha artırmıştır. İzlenilen politikada bir değişiklik yapmanın zorunluğunu farkeden hükümet siyasal alanda Serbest Fırka denemesine girişirken, ekonomik düzeyde de özel girişimciliğin yapamadıklarını Devlet eliyle yapmak üzere devletçilik politikasını uygulamaya başlamıştır. Hükümetin uygulamaya koyduğu devletçilik, kapitalizmden uzaklaşma olmayıp, günün koşullarında kapitalizmin gelişmesi için belki de tek yoldur. Kadro’da savunulan Devletçilik anlayışı ise, derginin yöneticilerinin biyografilerinden de anlaşılacağı gibi marksizmden esinlenmektedir. Ama, sosyalizme karşı düşmanca tavır alan bu çok özel marksizm kaynaklı devletçilik anlayışının sonuçları bakımından dönemin resmi ideolojisi ve hükümet politikası ile uyum içinde olduğu söylenebilir.

Read the rest of this entry »

«Hatırlıyorum ki, Kadro intişar ederken maksadının Türk milletine has meslek ve metodun millet ve memlekette teessüs ve inkişafına hizmet olduğunu yazmıştı. Kadro’ya bu maksadında geniş muvaffakiyetler temenni ederim.» Gazi M. Kemal / Kadro, Teşrinievvel 1933. sayı 22.

«Kadro neşriyatının lehinde, aleyhinde daha çok söz söylenecektir. Fakat bir nokta, zamanın, buzlu camı üzerinde gittikçe daha keskin hatlarla tespit edilecektir. O da bu neşriyatın inkılâbımızın en sistemli izahını teşkil etmiş olmasıdır.» Burhan Asaf / Kadro, haziran 1933, sayı 18 s. 37

«Kadrocuların teorisi, aslında Türkiye’nin devletçiliğini izah maksadıyle ve baza, marksist fikirleri totaliter devlet kavramı ile birleştirerek meydana getirilmiş uydurma sun’i bir teori idi…» Kemal Karpat / Türk Demokrasi Tarihi, s. 66

Türk yayın hayatında, Kadro kadar ilgi çekmiş. tartışma ortamı yaratmış pek az dergi sayılabilir.

Gerçekte basımını tamamladığımız bu birinci cildin içinde yer alan yazılara göz atıldığında, 1930′ların tartışma gündeminde olan ekonomik ve sosyal sorunların günümüzde de güncelliğini yitirmediği görülecektir.

Read the rest of this entry »

1977/78 Öğretim yılından itibaren Akademi yayınlarını yeni bir anlayışla sürdürme kararı aldık. Bu yeni anlayış kısaca şöyle özetlenebilir:

Yüksek eğitim kurumları, yalnızca çok sınırlı bir çevrenin ilgisini çekecek yayınlarla yetinmemeli, fakat hem işlenen konular hem de anlatım biçimi ile, bu kurumların dışında kalan geniş bir okuyucu kitlesinin de ilgi ve beğenisini çekebilmelidir. Bu ise, toplumun sosyal ve ekonomik sorunlannı değerlendirmek amacı ile yapılmış araştırmaların basımı ile sağlanabilir.

Yeni araştırmalar yanında sayıları çok az kalan, fakat işlediği konular bakımından güncelliğini yitirmemiş olan eski tarihli bazı dergi ve kitapların yeniden basımı da bu yeni anlayışın bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

İşte 46 yıl önce yayınlanan kadro dergisi, bu ilkelerin ışığı altında tıpkı basım yoluyla yeniden yayınlanmaktadır.

Kadro ve kadrocular üzerine burada bir açıklama yapmak gereksiz olabilir. Çünkü gerek arkadaşlarımızın konu ile ilgili ola­rak hazırladıkları yazılar ve gerekse dergilerin içinde yer alan makaleler, kadro hareketi ve kadrocuları bütün açıklığı ile yeniden tartışma gündemine getireceği kanısındayım.

Kadroyu Akademi Yayınlarına katmada emeği geçenlerin tümüne teşekkür borçluyum.

Prof. Dr. Onur KUMBARACIBAŞI (Akademi Başkanı)